22 Ağustos 2016

Cemaat İslam toplumunda hele Türk toplumunda kabul görecek bir kurum değildir

Yenikapı Mevlevîhanesi
Tarikatlar, Türk tarihinin İslami devirdeki en temel kurumudur. Hiç şüphesiz ki Abdülkadir Geylani gibi, Nakşibendi gibi, Celâleddîn-i Rûmî’nin oğlu Sultan Veled gibi, hatta Kuzey Afrikalı Şeyh Ahmed-i Ticânî gibi İslam coğrafyasının dört bir yanından çıkıp Anadolu’ya uzanan tarikatların Selçuklu ve bilhassa Osmanlı Türkiyesi’nde de yeni dalları çıkmıştır. Niyâzî-i Mısrî’den uzanan, daha öncesinde Üsküdarlı Şeyh Mahmud Hüdaî (sabık Bursa Kadısı), daha eskisi Hacı Bayram-ı Veli, Bünyamin Ayaşi gibi din ulularının etrafında oluşan, yaşayan ve zamanla eriyen tarikatlar vardı. Bazı tarikat önderlerinin çıkışı tartışmalıdır.

Mesela tarikatlar tarihimizdeki önemli araştırmalarıyla tanınan ve ‘Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler’ ve ‘Kalenderiler’ kitapları gözden geçirilerek yeniden yayımlanan Ahmet Yaşar Ocak Hoca’nın; Babailer ile Hacı Bektaş-ı Veli üzerindeki görüşleri bu ilginç tartışmalardandır.

...

Tarikatlar, Osmanlı devrinde hem herkesin hürmet ettiği, hatta bunların içinde Mevlevilik gibileri sadece padişahların ya da ayan çocuklarının, seçkin kimselerin bazen dergâha pek fazla uğramadan intisab ettikleri yapılardır. Unutmayalım, İstanbul hayatının ilginç simalarından, Düyun-u Umumiye’de hukuk başmüşavirliği görevini götüren Polonya asıllı Kont Ostrorog’a da çocukken Mevlevi sikkesi giydirildi.

Merhum Serhan Tayşi’nin neşrettiği mecmuada (‘Mecmua-i Tekaya’) o tarihte nüfusu 700 bin olan İstanbul’un bilinen 330 küsur dergâhla adeta kültürel, içtimai ve inanç hayatının yönlendirildiği görülmektedir.

Bununla beraber zamanla tarikatların görevini yitirdiği, mensuplarını sürükleyemedikleri de bir gerçektir. Halen tartışılan sorun, dergâhlar kapatılınca ne oldu? Bunlar zaten bitmiş miydi, bitirilebildi mi?

Asri hayattaki mistisizme ve ferdin tecridine (meditasyonuna) ayak uyduramayan kuruluşların bir aşınıma uğrayacağı tabiidir. Yeryüzünde sırf İslamiyet değil Hıristiyanlığın ve günümüz Yahudiliğinin de cemaatlerle ve tarikatlarla dolu olduğu aşikârdır.

Cemaatler İslam dünyasında temelde son asırlarda ortaya çıkmıştır.

Cemaat İslam toplumunda hele Türk toplumunda kabul görecek bir kurum değildir. Selçukiler devrinde Karmatîler vardı. Bu sosyalizme ve hatta Zerdüştlüğe meyyal cemaati Nizâmülmülk feci halde tedib etti. Osmanlı tarihinde Kadızadelileri siyasete karıştıkları için bilhassa 17’nci asırda Köprülü Mehmed Paşa şiddetle cezalandırdı.

Siyasete bulaşması kaçınılmaz olan bu gibi kitlelerin gelişimine hoşgörüyle yaklaşılmamıştır. Hatta 19-20’nci yüzyıl dönemecinde ortaya çıkanların durumuna bakarsak İslam dünyasının bugünkü başlıca problemlerinden birinin cemaatler olduğunu söylemek haksız sayılmaz.

İlber Ortaylı
(Hürriyet, 22.08.2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.