15 Ağustos 2016

Dr. Necdet Subaşı: Türkiye Müslümanlığının gücü ortaya çıkmıştır


Yaşadığımız süreç bir trajediden farksız. Yüz yıllık kayıplarımızın bilançosuyla karşı karşıyayız sanki. Bir yanda dini şu ya da bu şekilde merkezden uzaklaştırıp tasfiye edenlerin gündelik hayatı zapt eden baskısıyla hesaplaşıyoruz, bir yanda burada ortaya çıkan boşluktan nemalanmak isteyen sıkı bir istismar mekanizmasıyla yüzleşiyoruz. Devlet her durumda ilgili yapıları bütün unsurlarıyla, bütün çeşitliliğiyle belirler, kontrol altına alır, cezalandırır. Ancak mevcut durumda dinin olması gerektiği şekilde hayattaki yerini alması için kapsamlı analizler, güçlü yorumlar gerekiyor. Ne onu merkezden uzaklaştıran önyargılı ve düşmanca bir taarruza karşı saflık ve körlük ne de onu istismar etmek için sözüm ona siperde bekleyenlere gösterilecek bir şefkat ve ihtimam. Hiçbiri kabul edilemez. Memleket ikisinden de çok çekti ve hala çekmeye devam ediyor. Bizi dinden koparmak isteyenlerle, kendi dini söylemleriyle boğmak isteyenler arasında fark olmadığını acımasızca hissettik. 28 Şubat’la 15 Temmuz’u kesintisiz bir şekilde birbirine bağlayan şey dinin her durumda pazarlığa açık bir istismar ve istihdam alanı olarak görülebilmesidir.

Cumhuriyet’in kurucu seçkinlerinin tarikatlar hakkındaki kararlı tutumu bilinen bir şey. Bugün devletle dinin kalıplaşmış soğukluğuyla kendini biçimlendirmiş pek çok tarikatla karşı karşıyayız. Bunlardan çoğunun gelenekli olmadığı ancak geleneği kullanmaktan da imtina etmediği bir gerçek. Devletle millet arasında ancak şimdilerde görece zayıflayabilen bir soğukluktan sürekli olarak nemalanan yapıları hem din hem de millet gereklilikleri içinde masaya yatırmak gerekir. İstismar edilen konulara değil bunları istismar edenlere ve ne diye ettiklerine bakmak lazım. Bu dikkat bize orada gelişen cerahatı görme ve deşme fırsatı sağlayacaktır. İnsanı kullanışlı ve elverişli bir malzeme gören kim olursa olsun önlem alınmalı. İster seküler ister dinsel kodlardan beslensin, denetime açık olmayan, gizemli ve sırlı yapıların hepimize mahrem kılınan örgütlü yapılarına dikkat kesilmek gerekir.

Maalesef gündelik hayatta popüler ilgilerin parçası olarak tartışılan konular hakkında ilahiyatçı akademisyenler söz almaktan uzak duruyor. Toplumun dini bilgisini besleyen kaynaklarla yüzleşmek gerekir. Ne var ki bu tavır henüz niyet olarak bile yoktur. Bugün malum örgütün kullanmaya yeltendiği mehdilik de sonuçta bu toplumun inanç ve kültür dünyasında karşılığı olan bir kavramın rehin alınmasından başka bir şey değildir. Ben şahsen aklımızın başımızda olduğuna inanıyorum. Bu millet caddelere, sokaklara taşarak şeytani tuzaklara karşı koymayı başarmıştır. Bir mehdiyi falan beklemeksizin bütün enerjisiyle, inanç ve sebatkarlığıyla münkeri reddetmiştir. Türkiye Müslümanlığının gücü ortaya çıkmıştır.

Eğitimden başlayarak gündelik hayatın hemen her düzleminde insan yetiştirme düzenimizin gözden geçirilmesi noktasında bir mutabakat var. Ancak bunun farklılıkları kemiren, yenilikleri kapatan, geleneği ıskalayan bir paradigma arayışına fırsat vermemesi gerekir.

Tasavvuf ve tarikatların gündelik hayatta temsil ettiği değerlerin, imaj ve davranışların yeni bir sınanmaya ihtiyacı var. Kişinin Allah’la ilişkisi bir noktada mahrem ve sorgu kabul etmez bir evrende ilerlemektedir. Tarikatların kamu dünyasına yansıttıkları “yüksek kalite dindarlık” imgesinin takvayla ne ölçüde örtüştüğünü sorgulamak herkesin hakkı. Bizi tavlamaya, etkilemeye ve kontrol etmeye yönelik bir talebin varsa ve biz de bu niyetini fark ettiysek doğal olarak seni sorgularız, ne menem bir şey olduğunu anlamaya çalışırız.

Dr. Necdet Subaşı
(Karar, 15.08.2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.