28 Ağustos 2016

Türklük timsali Yavuz

Yahya Kemal’in ücra mahallelerin kahvelerinde duvarlara asıldığından söz ettiği, “destârı, altın küpesi, uzun bıyıkları ve demir çenesiyle” Yavuz’un karakterini yansıttığını iddia ettiği portre, bu meşhur portre olsa gerektir. Ancak ne zaman ve kim tarafından yapıldığı bilinmeyen bu portrede Yavuz’un tasvir edilip edilmediği tartışmalıdır. Portrede görülen küpe, Yavuz’un hiçbir minyatüründe yoktur. Kutbeddin Haydar’ın müritleri kulaklarına küpe (mengüş) takarlardı ve Şah İsmail, Kutbeddin Haydar’ın müridiydi. Süsten, gösterişten hoşlanmayan Yavuz’un boynundaki inci gerdanlık ve başındaki taç da şüphe uyandırıyor. Sarık da hiçbir Osmanlı padişahında görmediğimiz türden bir sarıktır. Rahmetli Nezih Uzel, yıllar önce Antika dergisinde bu meseleyi gündeme getirmiş ve söz konusu portrenin Şah İsmail portresi olduğunu iddia etmişti.
Yahya Kemal bir Yavuz hayranıydı. Onun Topkapı Sarayı haremindeki odasını İstanbul’un en ruhlu mekânlarından biri olarak tasvir ve bu sade odadan hareketle “cihan padişahı”nın karakterini tahlil ettiği “İki Fıkra” başlıklı yazısındaki şu cümleleri dikkat çekicidir:

Bu oda bir inziva yeriydi, penceresi küçük bir bahçeye bakıyordu. Bir basamak yüksekliğinde bir sofası vardı. İki küçük kapısı diğer dairelere yol veriyordu. Selim burada oturuyormuş. Evet belliydi, onun odası. Şarkın güneşli ufuklarını her taraftan sarmış olan Selim burada dinleniyordu; bir yastığa biraz dayanır, yorgunluğunu alır, gözlerini kapar, uyuklar gibi, o ruhanî seferber, burada otururmuş. Burada iken zannettim ki Selim’in hayaleti bu sofada yine öyle oturuyor ve dışarıda kapıda zenci bir seyisin yanında beyaz bir at bekliyor!

Yahya Kemal’e göre, Namık Kemal, Evrâk-ı Perîşan’da onun Türklüğü temsil ettiğini bir evliya sezişiyle sezmişti. II. Philippe nasıl İspanyolluğu, I. François nasıl Fransızlığı, Frederick Barberossa nasıl Cermenliği, Korkunç İvan nasıl Rusluğu diğer krallardan daha fazla temsil ediyorlarsa, Selim de Türklüğü öyle temsil ediyordu. Ücra mahallelerin kahvelerinde duvarlara asılan Yavuz Sultan Selim portresi, “destârı, altın küpesi, uzun bıyıkları ve demir çenesiyle bu mânâyı hâizdi.

***

Yahya Kemal, aynı yazıda, bir “millî timsal” olarak gözlerimizi kamaştıran Selim’i Harem’deki günlük yaşayışı içinde sade bir insan olarak da anlamaya çalışmak gerektiğini söyler ve Tacü’t-Tevârih yazarı Hoca Saadeddin Efendi’den onunla ilgili iki anekdot nakleder. Hoca Saadeddin, Selim’in nedimi olan Hasan Can’ın oğludur ve babasından onun hakkında çok şey dinlemiştir. Yahya Kemal şöyle devam ediyor:

Hoca’nın fıkralarından anlaşılıyor ki, Selim bizim bildiğimizden başkadır. Yavuz lâkabına çok aşırı mânâ veren tarih müfessirlerinin çizdikleri cellâdâne tasvire hiç benzemez. Selim hususi hayatında çok iyi, çok halim, çok müsamahakârdır. Doğrudan doğruya devletin bünyesine taallûk etmeyen hatalara kızmaz ve gülümser.

Beşir Ayvazoğlu
(Karar, 28.08.2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.