20 Eylül 2016

Bugünün İstanbul'u, Kanuni'nin İstanbul'una saygı duymuyor

I. Süleyman, Agostino Veneziano
1494’te doğdu. Çocukluğu, babası Şehzade Selim’in sancakbeyi olduğu Trabzon ile Kırım Kefe’de geçti. Annesi Hafsa Sultan, karşı görüşte tarihçiler olsa da Kırım Hanı’nın kızı olarak bilinir. Manisa’da uzun süre sancak beyliği yaptı. Bu şehir onun zamanında donandı. Bugün Manisa Üniversitesi’nin Fatih Sultan Mehmet veya Kanuni ismini taşımaması biraz gariptir. 1520’de Osmanlı tahtına geçti. Kanuni devri, batıda ve doğuda güçlü, renkli ve dünyayı değiştiren hükümdarların devridir. Rusya’da Korkunç İvan da bu dönemde hükmetti. İspanya’nın kralı V. Şarl, Muhteşem Süleyman’ın rakibiydi. Genç yaşta Alman İmparatorluğu tacı için de seçilen bu imparator, Süleyman Han’ın yüzünden rahat ve zafer dolu bir dönem geçiremedi. İran’daysa Safevi Hanı Tahmasb hükmediyordu, ‘İslam tarihinin batıya en açık hanedanı’ diyebileceğimiz bu hanedan Osmanlı’ya rakipti ama uzak coğrafyası yüzünden batıyla istediği gibi ittifak yapamıyordu. Safeviler, ateşli silahlar bakımından da zayıftı. Şah Tahmasb, bu Türk hanedanının en ilginç hükümdarlarından biridir. Modern İran’ı kurmakta payı olanlardandır. Kanuni’nin, Bağdat’ı alarak bugünkü Irak’a yerleşmesiyle, İran, Osmanlı’nın karşısında geriledi.

13 kez sefere çıkan padişahın, 46 yıllık saltanatının neredeyse üçte birini at üstünde geçirdiği bir gerçektir. Osmanlı kançılaryası, bütün ofisleriyle seyyar bir hale dönüşmüştü. Aynı zamanda da memleket idaresi için bütün kararlar ve emirler, hatta sikke darbı işlemleri dahi muhtelif yerlerde yapılıyordu. Seferdeki Otağ-ı Hümayun, Topkapı Sarayı’ndaki ‘arz odası’nın işlevine sahipti. Buna rağmen İstanbul’un çehresinin isabetle değişmesi de bu dönemdedir. Büyük devirde büyük kadrolar yetişiyor; Muhteşem Süleyman devri mimarından şairine Osmanlı’nın parlak devridir. Payitahtta ulemanın gözdesi şairlerin sultanı Bakî, uzak Kerbela’da bir köşeye itilmiş ama aslında edebiyatımızın en büyük şairi olan Fuzulî, Osmanlı astronomi biliminin son uzmanları hepsi bu devirde yetişti.

Süleymaniye Camii
İstanbul, görkemli kamusal yapıların; bir yandan da mütevazı devletlu konakları ve ahşap yapıların şehriydi. Türkler güzel yemek yiyordu, güzel giyiniyordu. İstanbul’un kadınları, şehri gezmekten zevk alıyorlardı. Bütün şehrin türbelerini, gayrimüslim ayazmalarını ziyaret etmeyi de iş edinmişti. Erkek cemiyeti ile kadın cemiyeti birbirinden ayrıydı ama kimse kafes arkasında yaşamıyordu. Kanuni’den sonra İstanbul, zaferle dönen ordunun mehter nöbetini, gemilerin selam toplarını özler hale geldi ama tarih yürüdü. Şurası bir gerçek: Bugünün İstanbul’u, Kanuni devri İstanbul’unun mirasına saygı duymuyor, hatta saygı duyduğunu tekrarlayıp duranlar daha da saygısız.

İlber Ortaylı
(Hürriyet, 18.09.2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.