29 Eylül 2016 Perşembe

Burası Bursa


İlk yılım oldukça sıkıntılı geçmişti -garajdaki sabahçı kahvesinin acı çaylarını unutamam; uyuyanı uyandırırlar, çayı dayarlardı ardından-. Sabahlara kadar dolaştığım çok olmuştu ıssız sokaklarda. Ulu Cami’nin avlusunda sabahlamanın keyfi başkaydı. Şadırvanın hemen arkasında, çarşıya inen merdivenlerin başında bir bank vardı; onu oturup sabahı beklemenin keyfine doyamazdım gerçekten. El ayak çekilince ay gelir, sessizce iki minare arasında dururdu. Çarşı arkanızdadır, şehir çoktan çekilmiştir kuytusuna. Şadırvan, taş avlu, Cami-i Kebîr, kavî minareler ve yukarıda ay... Gümüş bir perde iner kubbelere, taşlara, fetih görmüş çınarlara... Kadim bir zamandan kalmış gibidir her şey. Siz aya bakarsınız; ay size bakar. Ne bir gören olur, ne bir duyan. Çarşı yorgundur; şehir uykudadır. Geldiği gibi gider sessizce yine ay. Çok geçmez Orhan Camii’nden yana çınarlardan yayılan kumru sesleri şehri sabaha hazırlar. Sonra kesmişler onları; kim kesmiş, neye kesmiş anlamış değilim. Kumrular sabah ötüşlerini şimdi nerelerde yapıyorlar, bilmiyorum...

Hasan Aycın, Bir Bursa Hatırası, Uludağ Yayınları
(Türkiye Yazarlar Birliği Bursa Şubesi, Editör: Mustafa Bâki Efe)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.