TARİH, KAYNAK ESERLERDEN OKUNUR.

30 Eylül 2016 Cuma

Büyük padişahlara benzetilmek, biraz da siyasi moda


Sizce kabahati neydi Abdülhamid’in? 
En büyük kabahati, ki 100 yıl boyunca bununla suçlandı, istibdadı getirmek, Yıldız Sarayı'nda mutlak bir hükümdar olarak devleti hükümdar etmek. Anayasayı rafa kaldırdı ve bir çeşit diktatörlük kurdu. Hepsi doğru. Bu bakımdan Abdülhamid'i aka çıkarmak mümkün değil. Fakat Abdülhamid'in asıl meselesi, bilhassa İngilizler Mısır'ı, Fransızlar Tunus'u aldıktan sonra başkaydı. Ana siyaseti, 1880'den sonra devleti değil, toplumu içerden kuvvetlendirmek ve nüfusu birbirine daha sıkı bağlarla bağlamak, iç dayanışmayı arttırmak. Böylece bir dini cemaat olan Müslüman toplum, siyasi bir millet haline dönüştü. Bu, hiç ele alınmayan bir meseledir. Gayri-Müslimlerin statüsü de yeni bir şekil aldı.

Yaptıklarıyla modern Türkiye’nin temellerini attığı tezine katılıyor musunuz?
Modern Türkiye'nin ortaya çıkması için gereken temeller Abdülhamid zamanında atıldı. Okulundan ordusuna kadar... Unutmayınız ki Osmanlı Devleti Fatih zamanından beri müesseselere dayanan bir devlettir, bir aşiret devleti değildir. Evet, Abdülhamid devleti Yıldız Sarayı'ndan müdafaa etti, bir otokrattı, istibdat idaresini savundu, bunlar doğrudur. Evet, yurtiçi gezilere çıkmadı, korkuyordu. Birçok şahsi eksiklikleri vardı, ama dünyayı anlıyordu, tanıyordu ve devleti ayakta tutabilmek için, toplumu güçlendirmek için elinden geleni yaptı ve geniş çapta başarılı oldu. Fakat bunları yine müesseseler yani kurumlar yoluyla yaptı, bunların büyük bir kısmı Cumhuriyet’e geçti, Cumhuriyet bunları güçlendirdi ve Türkiye'nin bugünkü hale gelmesini sağladı. Neticede Abdülhamid önemli bir hükümdardır, miras bırakan bir sultandır. Abdülhamid hem iyi, hem kötü tarafları ile incelenmeli, göklere çıkarılmadan hataları ile ama yaptıklarını da inkar etmeden ele alınmalı.

Peki İslamcı mıydı? 
Hayır. Onu çok meşhur eden, adını kötüye çıkaran, Pan-İslamizm meselesi... 1878’de yani o savaştan sonra Balkanlarda yaşayan Müslümanların büyük bir kısmı zorla yerinden çıkarıldı ve Anadolu’ya göçmeye mecbur edildi. Daha evvel Kırım’dan Kafkaslardaki Müslümanlar da yerlerinden edilerek Anadolu’ya göç etmeye mecbur oldular. 1878’de bu savaşların sonunda Anadolu hem İslamlaşmış hem Türkleşmiştir. Eskiden Anadolu’da yaşayan gayri-Müslim oranı yüzde 35'lerdeyken, nüfus birdenbire yüzde 80’e çıkmıştır. Eskiden çok karışık bir etnik, dinsel yapıya sahip Osmanlı’nın belkemiği Anadolu ve Trakya böylece halkın ezici bir çoğunluğu Müslüman bir ülke haline dönüşmüştür. İkinci olarak 19. yüzyılda Asya’da ve Afrika’da Müslüman ülkelerin hemen hemen hepsi Fransa’nın, İngiltere’nin, Belçika’nın, Hollanda’nın hakimiyeti altına girmişlerdi. 19. yüzyılda halifelik, dünya Müslümanları için bir umut kaynağı haline gelmişti.

Halifeliğin gücü var mıydı? Sembolik olarak anlamlıydı. O yıllarda önceden Osmanlı’nın ismini dahi bilmeyen ülkeler Osmanlı’dan yardım istiyordu. Sumatra, Java, Hindistan... Abdülhamid gerçekçiydi, bu ülkelerin yardımına gitmek imkanı olmadığını biliyordu. Ne parası vardı ne de ordusu... Bunun için Abdülhamid dünya Müslümanlarının halifeliğe gösterdiği ilgiyi kullanmaya kalktı. İngiltere’yi ve Fransa’yı açıkça tehdit etti: Siz benim topraklarıma girerseniz, Anadolu’yu hatta Ortadoğu’yu, Suriye’yi, vs. işgal etmeye kalkarsanız, ben de halife olarak dünya Müslümanlarını size karşı başkaldırmaya davet ederim. Ama böyle herhangi bir teşebbüste bulunmadı. Arap dünyasıyla ilişkileri de güçlendirmeye çalıştı. Sonuçta İslamcılık Batı’nın aleyhine olduğu için, Batı alabildiğine Abdülhamid’e hücum etti. Kızıl Sultan, şu, bu” diye onun en küçük hatasını büyük bir günah gibi göstererek, onu her yönüyle aşağıladı. Sonra biz de Batı’nın yazılarını esas tutarak Abdülhamid’i ona göre tanıdık.

Erdoğan ve Abdülhamid’i birbirine benzetenler var. Sizce böyle bir benzerlik var mı? Son kitabım Kısa Türkiye Tarihi’nde gerek AK Parti’yi gerek Sayın Erdoğan’ı methettim. Çünkü bu parti ve Erdoğan Türkiye’nin tarihini değiştirdi. Erdoğan ile Abdülhamid arasında belki dışarıdan bazı benzerlikler olabilir fakat temelde benzerlik yok. Abdülhamid yok olmak üzere olan bir devletin başına geldi, onu ayakta tutmaya gayret etti. Erdoğan ise 40 sene demokrasi olmak için çalışmış, ekonomik bakımdan büyük adımlar atmış, özgür ve NATO gibi kuvvetli dostları olan bir devleti yönetiyor. Şartlar birbirinden çok farklı. Erdoğan böyle bir devletin içinde yetişmiş ve onun imkanlarını kullanarak iktidar sahibi olmuştur. Dışarıdan bazı benzerlikler olabilir. Ama bunlar biraz da zorlamayladır. Abdülhamid dönemi ayrı şekilde, AK Parti dönemi ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın buna katkıları da ayrı bir dönemde geliştiği için çok ayrı şekilde ele alınmalı, öyle incelenmeli. Büyük padişahlara benzemek veyahut benzetilmek, biraz da siyasi moda.

Prof. Dr. Kemal Karpat
(Aljazeera, 29.09.2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder