24 Eylül 2016 Cumartesi

Celaleddin Ökten ve Abdülhâkim Efendi hazretleri


Babam anlatıyor; "Ben, tekke tekke geziyorum. Duydum ve eminim ki Abdülhâkim Efendi hazretleri, bir mürşid-i kâmil. Cuma günleri vaaz ediyor Kaşgârî'de, namazdan evvel. Bir gideyim dinleyeyim Hazret'i dedim, gittim. İçimden de niyaz ettim; Efendi, bu günkü vaazında şeyh-i müsellikin evsâfını anlatsın diye. Şeyh beni görmesin diye direğin arkasına oturdum." Şeyh Efendi bir ders okutuyormuş sürekli. Kürsüye çıkmış, demiş ki; "Bugünkü dersi te'hir ediyorum, bir başka mevzûyu size anlatacağım. Mevzûmuz şeyh-i müsellikin evsâfı.". "Ben dinliyorum direğin arkasından" diyor babam. Şeyh seslenmiş: "Celâl Efendi o direğin arkasından çık, bu mevzû seni alâkadar eder." "Beni ön safa oturtturdu, ön halkaya... Anlattı." demişti peder. "Ama gönlüm ısınmadı." Muhabbet, intisâb, îman böyle bir şey işte.

Sadettin Ökten, Hayatımdan Portreler, sf. 32-33

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.