20 Eylül 2016 Salı

Hani, Osmanlılar ülkelerine asla Türkiye veya benzeri bir şey dememişlerdi?


Benim Türkistan”a gelince, tembel her tarihçide olması gerektiği gibi uzun ve güzel gerçek yoculuklarda değil de, kâğıtlar, belgeler, metinler arasında dolaşırken keşfettim onu. Üstelik olabilecek en resmî bir belgede, Osmanlı İmparatorluğu’nun yabancı bir devletle, İngiltere’yle, Afrikalı köle ticaretinin yasaklanması için imzaladığı anlaşma metninde! 1880 tarihli bu belgenin girişinde Sultan II. Abdülhamid kendisinin Türkistan ve kapsadığı yerlerin padişahı olduğunu söylüyordu. Bu dediğim neredeyse otuz sene oluyor, doktoramı yapıyordum. Tabii ki hayretlere garkolduğumu ve işin peşine düştüğümü söylememe gerek yok.

Sonraki yıllarda 1880 tarihli anlaşmanın kitabın orta yeri olduğunu, 1856 Paris Barış Antlaşması’ndan itibaren Osmanlı’nın imzaladığı her antlaşma ve anlaşmada Türkistan kelimesini içeren aynı diplomatik formülün kullanıldığını, benden önce o yollarda yürüyenlerin bazılarının da aynı keşfi yaptığını ve bulduklarını kendilerine göre yorumladıklarını gördüm. Tabii ki çok daha ötesi de vardı. Tanzimat sonrasında çok sayıda Osmanlı devlet adamı, bürokrat ve entelektüel kendi ülkelerinden, bildiğiniz Osmanlı İmparatorluğu’ndan bahsederken gayet alışkın bir şekilde “Türkistan” diyordu. Hemen bir çırpıda aklıma gelenleri sayayım: Koca Reşid Paşa, İngiliz Said Paşa, Ziya Paşa, Cevdet Paşa, Sadullah Paşa, Arap İzzet Paşa, Namık Kemal, Ali Suavi, Hayrullah Efendi

O zamandan bu günlere, topladığım, not aldığım onlarca hatta yüzlerce referansı dikkate alarak söyleyebilirim ki söz konusu olan yaygın bir kullanımdır, birkaç tecrit edilmiş veya mahdut vak’a değildir. Nitekim Osmanlıcanın en yetkin ve geniş sözlüklerinden birini hazırlayan Sir James Redhouse’ın A Turkish-English Lexicon’ının 1890 baskısına baktığımızda Türkistan kelimesinin 3. karşılığı olarak “The Turkish Empire, Turkey” (Türk İmparatorluğu, Türkiye) ibarelerinin verildiğini görürüz.

İsterseniz daha fazla ilerlemeden 1980’lerde gördüğüm diplomatik kullanımın en erken örneğine, 1856 Paris Barış Antlaşması’nın tasdiknâmesinde geçen formüle bakalım:

Biz ki, bi-lûtfihi’l-mevlâ Türkistan ve şâmil olduğu memâlik ve büldânın pâdişahı es-Sultan ibn es-Sultan, es-Sultan el-Gâzi Abdülmecid Hân ibn es-Sultan el-Gazi Mahmud Hân ibn es-Sultan el-Gazi Abdülhamid Hân’ız, işbu tasdiknâme-i hümâyûnumuzla beyân ve ilân ederiz ki…

Gayet açık. Türkistan ve onun kapsadığı tüm memleketler ve beldelerin padişahı, sultan oğlu sultan, II. Mahmud Han’ın oğlu, I. Abdülhamid’in torunu Abdülmecid tasdiknâmesinde beyan ediyor… O Paris Antlaşması ki Osmanlı’nın o zamanki Avrupa devletler sistemi olan Avrupa Uyumu’nun bir parçası olduğunu tasdik etmiş ve imparatorluğun toprak bütünlüğünü garanti etmişti. İşte böylesi önemli bir belgede, hem de o belgenin Osmanlıcasında, Osmanlı Sultanı, Türkistan ve ona bağlı olan yerlerin padişahı olduğunu söylüyordu.

Farsça yer eki olan “-stan”, gül kelimesine takılırsa gülün durduğu yer, gülistan, hâr (diken) kelimesine takılırsa hâristan olur! Etnik adlara, etnonimlere takıldığı zaman da bölge veya ülke adları oluşuyor. Lehistan’ı unuttuk ama Bulgaristan, Yunanistan, Ermenistan, Kazakistan gibi pek çok ülke adı bugün Türkçe’de hâlâ böyle kullanılıyor. Türkistan da Türklerin ülkesi, Türklerin durduğu, yaşadığı yer demek. 19.Yüzyılın ortalarında “Türkistan” denince ilk akla gelen yer de bugün Orta Asya dediğimiz coğrafya idi muhakkak ama herhalde Sultan Abdülmecid’in kendini uluslararası bir belgede Orta Asya’nın padişahı ilân edecek hâli yoktu. Tabii ki Türkistan deyince Türkiye’yi kastediyordu.

İşte, yıllar önce bir tarih müptedisini şaşırtan tam da buydu. Hani, Osmanlılar, Avrupalıların ta Ortaçağlardan beri kullandıkları “Turchia” ve muadili adlandırmalara hiç itibar etmemiş ve ülkelerine asla Türkiye veya benzeri bir şey dememişlerdi? Hani bu etnonimle birlikte anılan coğrafî veya siyasî bir oluşum TBMM hükûmetinin açılışına veya Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar mevcut değildi? Bütün bir eğitim sistemimiz bize net bir şekilde çokuluslu Osmanlı Devleti’nin yıkıldığını ve yerine, adını Türklerden alan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğunu öğretmemiş miydi? Profesyonel tarihçilerimiz de böyle bilmiyorlar mıydı? Üdebamız böyle dememiş miydi? Meselâ Yahya Kemal ta Mart 1921’de “Mustafa Kemal ve onu milletin timsali gören Türkler Anadolu’da ademden [yokluktan, HE] bir Türkili çıkardılar (…) Bir sene içinde, feleğin bin türlü germ ü serdine rağmen millî hareket birkaç vilayetten bir vatan çıkardı” demiyor muydu? Nasıl olur da henüz imparatorluk döneminde bir Türkistan / Türkiye olur?

Hakan Erdem
(Karar, 18.09.2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.