07 Ekim 2016

Biz dünyadan cennete gelmedik, cennetten dünyaya geldik

‘Tefekkür’ ve ‘Hüzün’ kavramları sizde kardeş gibi… Tefekkür hüzünle mi olur sadece? İslami neşve, tefekkürü besleyen bir unsur olarak günümüz sanatında ve gündelik hayatta yerini asık suratlılığa mı bıraktı?
Burada neşve, asık suratlılık kelimelerini, hemen bugün çağrıştırdıkları anlam karşılıklarından yola çıkarak cevaplamalı. İnsan zaten, konumu itibarıyla, yeryüzündeki varlığı itibarıyla hüzünlüdür. Asıl vatanından ayrılmış çünkü. Biz dünyadan cennete gelmedik, cennetten dünyaya geldik. O ayrılığın bir hüznü var üzerimizde. Bu bilinç varsa bizde; genelde hüzün olmalı tavırlarımızda. Bir de hüznün hemen peşinde hayatın temelinde kaygı olmalı. O kaygı da, “Çıkarıldığımız yere geri dönebilecek miyiz?” kaygısı olmalı.

Kime surat asacağız peki? Kavramları kendimizdeki karşılıklarına bakarak yorumlarız. Batı medeniyetinin deyişiyle Tanrıya mı surat asacağız? Allah’a mı asacağız suratımızı? Din kaygısıyla surat asma deyince aklıma İsmet Özel’in sözü geliyor, “Surat asmak hakkımız”. Bir de yobazlık adına surat asanlara gelelim. Asık suratlı bir baba olmaz, asık suratlı bir amir olmaz. Asık suratlı bir lider olmayı despot bir büyük olmayı filan kastetmiyorum. Kahkaha atmayacağız derken ölçüyü kaçırmamak lazım.

İslam’da neşe ve hüzün arasında bir denge tutturmanın önemi büyük. Bu dengeyi sağlamak için siz nasıl bir yöntem izliyorsunuz?
Az önceki soru ile ilişkilendirerek cevaplayayım. Son yıllarda moda olan bir kavramı kullanırsak seni ‘kamusal alan’ın dışına atıyorum dediklerinde surat asmayacak mıyız? Elbette asacağız. Bu dengeyi ancak bilerek sağlarız. Nerede güleceğimiz nerede surat asacağımız bilmekle ilişkilidir.

Günümüzde kahkaha neredeyse ses efektleriyle insanlara zorla kabul ettirilen bir tarz kazandı. Tebessüm kahkaha karşısında ezilip yok mu oldu?
Sorunuza tam manasıyla karşılık gelecek ifadelerim olmayacaktır. Çünkü o alan, benim kendimi çok da fazla kaptırmadığım bir alan. Sosyal medya olsun diziler olsun malumatımın ve ilgimin olmadığı bölgeler. İçerisinde olmaya niyetim olmadı. Mümkün olduğu kadar dışında durmaya çalışıyorum. Bunu daha genç kuşak arkadaşlara sormak lazım. Bugüne ait olan arkadaşlara sormalısınız. Benim mizah anlayışım buna çok ters.

Siz umudu işaret ederek gülümsetiyorsunuz. Bilhassa çizimlerinizde bir mazlumun ne kadar güçlü olduğunu, zaferin haklıdan yana gerçekleşeceğini anımsatıyorsunuz. Umut mudur kahkaha atmadan da neşeli olabilmeyi sağlayan?
Mümin isek eğer, bütün vaatlerin dışında bize Allah’ın bir vaadi var diyebiliriz. Mümin isek, yüzümüzü Allah’a dönmüş isek bizim bugünü aşan aşkın bir umudumuz olması lazım. Hamasi şeyler söylemiyorum. Allah’ın vadettikleri daha cazip olmasaydı, yeryüzünde zulüm gören insanlar nefes alamazdı. Ben sizin de dediğiniz gibi umudu işaret ederek vaat edileni anımsatarak çiziyorum. Onların nefes almadığı yerde hayat biter. Zalimlerin en büyük korkusu umuttur. Gülünecek tebessüm edilecek şey umuttur.

Gülünecek ne var?” mı demek istiyorsunuz?
Kahkaha atılacak ne var demek istiyorum. Tebessüm edecek çok şey var evet, çok gülünecek ne var Allah aşkına… Benim çizgilerime bakıp gülen insanların haberini almıyorum. Alınca da çok şaşırıyorum.

Benim sergime de bir arkadaş, “Çok gülecek miyiz?” diyerek bunu söylerken de kahkaha atarak gelmişti yanıma. Yanında da sıkı sıkı sarıldığı bir hanım arkadaşı vardı. Ben ona “Kim bilir belki ağlarsınız” dedim. “Hadi yaa” dedi. Serginin çıkışında gelip benden özür diledi. Kendisi de yabancı ülkelerde sergiler açmış bir insandı. Sonra “Hocam mahcup oldum” demişti. Bana bir de kitabını hediye etmişti.

Çok gülmek kalbi öldürür, sizin çizimlerinize “kalbi diri tutma çabası” diyebilir miyiz?
Herkes kendisinde bulduğu karşılığı görür, elbette diyebilirsiniz. Ben güldürmek için değil düşündürmek, tefekkür ettirmek üzere çiziyorum.

Hasan Aycın
(Nihayet, Nisan 2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.