TARİH, KAYNAK ESERLERDEN OKUNUR.

13 Ekim 2016 Perşembe

Önce şehirlerimizle, yaşadığımız hayatla yüzleşebilelim


Tradisyonel ekolün “kutsal sanat” dediği geleneksel İslam sanatlarının vahyi kaynakları, güzellik anlayışı, insan, evren tasavvuru gibi temel sorunsalları felsefi anlamda halletmeden yapılacak girişimler sadece iyi birer kopya olabilir. Rahmetli Turgut Cansever'in, sanat tarihinin tüm branşlarda temel ders olarak okutulması önerisi müthiş bir tespittir.

Bu arada İslami ve muhafazakar kesimlerde sanatın edebiyat verimleri ile sınırlı olduğu dönemlerden plastik alanda da eserler vermeye yoğunlaşılması bir eksikliğin telafisi olarak yorumlanabilir. Bu aşamada İslam sanatının en kuşatıcı ve temel dallarından birinin yani mimarinin neredeyse akla hiç getirilmemiş olması tam da bu söylediklerimize tekabül ediyor. Mimari gibi İslam sanatlarını kuşatan, tüm geleneksel unsurlarıyla beraber yaşayan hayatın içinde bir sanat alanında, bırakalım eser vermeyi tartışma gereği bile duyulmaması çelişki değil. Tam da içinde bulunduğumuz fikri, estetik, siyasi ve de ahlaki durumu yansıtıyor. Üstelik ebru, tezhiple sınırlandırılmış bir geleneksel sanat anlayışına zıt mimaride en fazla yozlaşmanın yaşandığı dönemlerdeyiz. İslam mimarisinin ruhunu modern zamanlara yeniden üfleyecek arayışları gerçekleştirebilmek için geleneği, yaslandığı değerler sistemini iyi bilmeli ki onun üzerine yeni, özgün ve özgür açılımlar yapılabilsin. Bu temel ilke tüm sanatlar için geçerli.

Şehirleşmenin yani yaşadığımız hayatın bu kadar yozlaştığı bir dönemede özgün bir İslam mimarisi geliştirilebilir mi? İslam mimarisi denilince sadece cami mimarisinin anlaşıldığı hayattan koparılmış bir mimari anlayışının genel kabul gördüğü ortamda özgün eser verebilmek ne mümkün. Önce şehirlerimizle, yaşadığımız hayatla yüzleşebilelim ki mimari eserler ortaya çıkabilsin.

Akif Emre
(Yenişafak, 13.10.2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder