TARİH, KAYNAK ESERLERDEN OKUNUR.

31 Ekim 2016 Pazartesi

Teknolojinin hızı bizi önüne katıp götürüyor


Öncelikle kitabınızın adından başlamak istiyorum: “Dijital çağda Müslüman kalmak” zor mu?
Her çağ zorlukları ve imkânları ile birlikte gelir. Ama bazen imkânlar insanların gözünü o kadar büyüler ki, zorlukları ve maliyetleri görünmez kılar. İçinde yaşadığımız döneme kolaylıkların büyüsü ve hızın döngüsü hakim. İşte bu yüzden neyle muhatap olduğumuzu, neyi yaşadığımızı anlayacağımız fırsatı bırakmıyor bize. Teknolojinin hızı bizi önüne katıp götürüyor. Halbuki Müslüman olabilmek, Müslüman kalabilmek için sürüklenmek değil, şahit ve dahil olmak gerekir. Bu çağa özgü bir zorluğu varsa Müslüman olmanın, bilim-teknoloji-kapitalizm sarmalının içinde olduğumuzu fark etmemizi zorlaştıran bir atmosferle kuşatılmış olmamızdır. Teknelojinin hızı Müslümanların başını döndürdü yani.

Batının tekniğini alalım, kültürümüzü muhafaza edelim” mottosu ile geldiğimiz yeri eleştiriyorsunuz. Zira Batının tekniğini alınca kültürünü de alıyoruz. Bunun için bir çözüm öneriniz var mı?
İslam ve terakki meselesi tarihsel bir bagaj olarak her daim bizimle. Son birkaç yüzyıl ile yüzleşirken “İslam terakkiye manidir” yargısına cevap üretmenin dışında bir tavır geliştirmek pek söz konusu olamadı ne yazık ki. Böyle olunca da “bilim”le barışık olmanın göstergesine dönüştü çağdaş teknolojiye teslimiyet. 19. yüzyıl için evet batıdan gelen bir şeydi teknoloji.

Peki ya bu gün?
Bugün “bunlar batı teknolojisinin sorunları” diyebileceğimiz bir dünyada yaşamıyoruz. Bizzat “Batı”yı yaşıyoruz. O yüzden çağdaş teknolojinin sorunları onu ortaya çıkaran “maddi medeniyet” ise de içinde yaşamamız hasebiyle bizim sorunumuz. Ben önce bu gerçekle yüzleşelim diyorum. Çünkü çözüm için önce tasvir etmek ardından tahlil etmek gerekir. Biz daha tasvir aşamasına bile gelmedik. İki tavırdan birine teslim oluyor Müslümanlar: Ya “bunlar hep Batı” deyip kenara çekilme ya da “İslam bilim dinidir” deyip tekno-bilime teslim olma...

Nazife Şişman - Dijital Çağda Müslüman Kalmak
İnsan Yayınları, 672 Sayfa, 14 TL
Son günlerde sosyal medyada çarşaflı bir hanımefendinin kendisi dışında, yediği, içtiği, giydiği, aldığı vs. paylaşması eleştirilere konu oluyor. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yeni medyanın belli bir ahlakı dayattığının bariz bir örneği bahsettiğiniz. Doğrudan paylaşmaya, gösterme ve gözetlemeye, onaylamaya dayalı bir sosyal medya ortamı başka önceliklerin arka plana atılmasına yol açabiliyor. Özellikle kendisini muhafazakâr/dindar olarak tanımlayan kişilerde mahremiyet, sadece kadın bedenine indirgeniyor. Mahremiyet elbette değişen dönüşen bir niteliğe sahiptir. Ama günümüzde sanki kadının bedeni görülmediği sürece mahremiyet ihlal edilmiyormuş gibi genel bir kanı var. Bütün ahlak/mahremiyet kadın kıyafetine indirgenmiş durumda. Bu yaklaşımın sosyo-politik ve tarihsel bir arka planı var. Bir de üzerine yeni medya parametresi eklenince bahsettiğiniz çelişkili durumlarla karşılaşıyoruz. Kendi yüzünü göstermeyen muhafazakâr bir kadın çocuğunun fotoğraflarını yayınlamayı mahremiyet ihlali olarak görmüyor.

Müslümanlar, neden sosyal medyanın sunduğu imkânlarını hiç sorgulamadan kabul ediyor?
Bence zamanımızın en çelişkili ve en eklektik durumu bu. Ayıpların örtülmesi temel ahlak kaidesidir. Kendini övmek en büyük ahlak zaafı ve “görünmek”se şöhret afettir fehvasınca “olma”nın, yani kemale ermenin önündeki en büyük engellerden biridir. Ayrıca nefs terbiyesinde az konuşmak önemli bir yer tutar. Müslümanlıkta temel ahlak kaideleridir bunlar. Ama twitterda gevezelik etmekten, facebookta beğenilmek için şekilden şekle girmekten, Instagramda her anımızı görüntülenecek bir kayda dönüştürmekten geri kalmıyoruz. Yeni teknolojileri sorgulamaksızın ve hiçbir filtre ya da kasis koyma gereği duymaksızın hayatlarımıza dahil ediyoruz. Her davranışımızı sergilenecek, gösterilecek bir kayda dönüştürmenin, amelî durumumuzu ve hayat tasavvurunu nasıl etkiliyor olduğu meselesi ilmihalimize dahil olmalı. Kitapta, yüzleşelim ve gündemimize alalım diye altını çizdiğim meselelerden biri de bu.

Nazife Şişman
(Yenişafak, 30.10.2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder