TARİH, KAYNAK ESERLERDEN OKUNUR.

22 Kasım 2016 Salı

Bilincimizi türlü uyuşturucularla körelterek yaşadığımızı zannediyoruz

Dünya hakikat sonrası bir safhaya evriliyor. Buna hipernormalite de diyebiliriz. Hipernormalite kavramı, Sovyetler Birliği’nin duvar çökmezden evvelki durumunu tarif etmekte kullanılmış. Politikacılar anlattıklarının yalan olduğunu bilir, halk onların yalan söylediğini bilir, ancak ne politikacılar ne de halk bunu biliyormuş gibi davranmaz, herkes her şey güllük gülistanlıkmış gibi, her şey eskisinden de daha normalmiş gibi yaşamaya devam eder. Hipernormal dünyada biz seçim yaptığımızı zannederiz ama birleri bizim yerimize seçer, gördüğümüzü zannederiz ama bir şey bize gösterilir, bir şeylere inandığımızı zannederiz ama o inanç bizim için zaten tasarlanmıştır. Algı yönetimi üst düzeydedir: İnsanlar üretilmiş uzay cismi görüntüleriyle, olmayan kitle imha silahlarıyla, yaratılan canavarsı Doğulu diktatörlerle meşgulken, büyük banka ve bankerler cepleri boşaltır. Bütün mesele de zaten finans kapitalizmi hükmünü daha iyi yürütebilsin diyedir. İnsan mutluluk ve refahının bir tasarımı olarak politika iflas etmiş, onun yerine finans kapitalizminin perde arkasından her şeyi yönettiği bir hayal oyunu sahne almıştır. Politika, reklamcılık endüstrisinin inhisarına girmiş ve seçim tartışmaları, ikna stratejilerinde uzmanlaşmış bir dizi profesyonelin her türlü vasıtayla kafa kopardığı gösterilere dönüşmüştür. Zaten siyaset de serbest piyasa dogmasının boyunduruğu altına girmiş ve böylece piyasa siyasetin yerini almıştır. Sahte bir gerçekliğin hipernormal balonu içinde, bilincimizi türlü uyuşturucularla körelterek yaşadığımızı zannediyoruz.


Tıpkı dijital ağlarda olduğu gibi günlük çevrimdışı hayatta da birbirimize ihtimam ve merhamet göstereceğimiz alanlar ile birbirimizle mantıklı bir tartışma yürüteceğimiz alanlar birbirine karışıyor. Öznel duygu kamusal politikayı önceliyor ve kendine acıma, başat duygu haline geliyor. Değişik bir istatistik çalışma, süreğen fiziksel ve ruhsal hastalıkların en yoğun olduğu ve insanların yaygınlıkla ağrı kesici kullandığı bölgelerde Trump’ın ezici bir çoğunlukla kazandığını gösteriyor.


Hakikat sonrası çağda gerçek ve yalan arasındaki sınır belirsizleşir, dürüstlük ve hilebazlık, kurgu ve hakikat arasındaki o keskin çizgiler silinir. Başka insanları kandırmak bir meydan okuma, bir oyun ve nihayet bir alışkanlık haline gelir. Böylece ağızdan çıkan sözlere itimadın sarsıldığı, kandırmaca ve hilenin insan ilişkilerinde olağan sayıldığı bir dönemde yaşamaya başlarız. Bu ahlaki görececiliğin izlerini toplumsal narsizme, maneviyatın ve topluluğun çöküşüne veya dijital kültürün yükselişine dek geri sürebilirsiniz. Hakikatin sonu her sağlıklı uygarlığın temeli olan güven duygusunu aşındırır ve bizi bir diğerinden kötülük bekleyen kırılgan bir toplum haline getirir. Hakikat sonrası olmak ahlaki bir alacakaranlıkta yaşamaktır. Davranış ve değerlerimiz çeliştiğinde davranışlarımızı düzeltmek dururken, değerlerimizi gözden geçiririz. Her şey bir gösteri ise insanların itibarları, fiziksel görünümleri, aidiyet ve etnisiteleri alay konusu yapılabilir. Nasıl olsa dünya sonunda gülüp geçtiğimiz kocaman bir sirk değil midir? Bu bir yanıyla postmodern iklimin ‘Anything goes/ Herşey mübah’ anlayışını yankılıyor. Amaçlar araçları mübah kılar.


Boğazımıza kadar tüketimciliğe, dijital ilişkilere, ‘marketing’ stratejilerine ve kitle manipülasyon taktiklerine batarak, insanları temizliğe ve yiğitliğe çağıramayız. Şehrin buluşma mekanı olabilecek meydanları yok edip yerlerine AVM’ler dikerek, son ormanı da asfaltla püskürterek, dahası insandan insanı ve elbette Tanrı’yı kovan yabancılaşma stratejilerini çoğaltarak hakikate yol alamayız. Tanrı’nın azametini bildiren ayetlerini yeryüzünden silersek, bizi ona götüren yollar da silikleşir, zamanla kaybolur. Bütün bunlar bizi hakikat Disneyland’ında kısa süreli bir eğlenceye çıkarır belki ama o sarhoşluktan ayıldığımızda ufkumuzda bir kültürel çölün uzandığını göreceğiz.

Kemal Sayar
(Gerçek Hayat, 21.11.2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder