TARİH, KAYNAK ESERLERDEN OKUNUR.

23 Kasım 2016 Çarşamba

İnsanın ruhuyla olduğu kadar bedeniyle de dua etmesi gerekmez mi?


(...) Başka nasıl ibadet edebiliriz ki Allah’a? O bedeni de ruhu da birlikte yaratmadı mı? Böyle olunca da insanın ruhuyla olduğu kadar bedeniyle de dua etmesi gerekmez mi? Bakın biz müslümanlar duamızı niçin böyle yaparız anlatayım size. Yüzümüzü Kâbe’ye, Allah’ın Mekke’deki Beytü’l-Haremine çeviririz ve biliriz ki, o anda dünyanın neresinde olursa olsun, namaz kılan bütün müslümanlar hepsi yüzlerini Kâbe’ye çevirmişlerdir; bir tek vücut gibiyizdir ve düşüncelerimizin merkezi de O’dur.

(...) Sonra o herşeyden yüce Allah’a duyduğumuz saygıyı, bu yüceliğin önünde eğilerek gösterir, onun gücünü, celal ve azametini övgüyle anarız. Ve O’nun önünde bir toz zerresinden, yokluktan hiçlikten başka bir şey olmadığımızı; O’nunsa bizim yüceler yücesi yaratıcımız ve Rabbimiz olduğunu duyarak alınlarımızın üzerine coşkuyla yerlere kapanırız. (...)

Şüphesiz yaşlı adam anlatırken aynı sözcükleri kullanmadı, ama anlayabildiğim kadarıyla söylediklerinden çıkarılabilecek anlam buna yakındı. Yıllar sonra anladım ki, bu yalın açıklamalarıyla, benim İslam’la ilk tanışıklığımı sağlayan kişi Hacı olmuştu. Ne var ki İslam’ı bir din olarak seçmek yolunda herhangi bir eğilim duymadığım o günlerde bile, bir câmide ya da işlek bir caddenin kenarında ne zaman çıplak ayaklarıyla halı ya da hasır bir seccade üzerinde ya da toprakta, ayakta dikilip, elleri birbirine kenetli, başı öne eğik, çevresinde olup biteni unutarak bütünüyle kendi içine gömülmüş, kendi kendisiyle barış içinde namaz kılan bir adam görsem, alışılmadık bir alçakgönüllülük, tuhaf bir boyun eğme duygusu kıpırdanırdı içimde.

Muhammed Esed
(Mekke’ye Giden Yol, İnsan Yayınları)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder