21 Kasım 2016

Sünni gelenek ve formlar yerle bir edilmiştir


Sünnilik neden Suriye’deki muhalif grupları tek çatı altında tutacak bir ideoloji değil? Aslında bu sorunun cevabını Sünniliğin kendisinde aramak gerekiyor. Zira Batılıların çoğu kez yanlış tanımladığı üzere Sünnilik gerçek bir entite değil, aksine bugün İslam dünyasında dolaşan bir hayalettir.

Sünnilik, İslam dünyasında Şiilik gibi homojen bir yapı göstermez. Sünniliğin ne kilise gibi ruhani otoriteyi kuracak dini bir kurumu ne Şiilik gibi ruhani ve siyasi otoriteyi kendinde toplayan merc-i taklidi ne de Humeyni’nin kurduğu merc-i taklidin de üstünde Velayet-i Fakih gibi dini otoritesi bulunur. Osmanlı’nın geri çekilişi sonrası Suudi Arabistan’ın Selefiliği veyahut İslam İşbirliği Teşkilatı, Dünya İslam Birliği gibi kuruluşların çabaları Sünni dünyada boşalan siyasi ve dini merkezi doldurmayı başaramadı. Aksine İslam dünyasında radikalleşme arttıkça Sünni dünyanın bir araya gelme imkânı daha fazla zorlaşmaya başladı.

...

Kiliseden farklı olarak İslam dünyasında dini bilgi ve inancın meydana getirdiği kültürel kimliği medreselerde üretilen bilgiler oluşturur. Özellikle Türklerin İslam dünyasında siyasi birlikteliği oluşturmaya başladıkları 11. yüzyılda kurulan Nizamiye medreseleri ile İslam hukuk ekollerinin ilk ve en yaygınının kurucusu Ebu Hanife’nin kabri etrafında kurdukları Azamiyye Medresesi, Selçuklu ve Osmanlı devletleri açısından takip edilen iki prototip eğitim kurumu olmuştur. Selçuklular ve Osmanlılar, devleti beraber yönettikleri kadıları ve Müslüman toplumların Sünni kimliğini bu kurumlar aracılığıyla inşa etmişlerdir. Sünnilik denilen tarihsel olgu aslında daha çok Türklerin 11. yüzyıldan sonra İslam dünyasında kurduğu siyasi düzenin bir sonucudur.

Şiiliğin İslam dünyasını yönetme çabaları Büveyhi ve Fatımi devletlerinin yıkılması ile boşa çıkınca, Asya’dan Afrika’ya kadar olan büyük coğrafyanın Semerkant, Bağdat, Tebriz, Şam, Kahire, Kordaba, Konya, İstanbul gibi ana kentlerinde kurulan medreseler aracılığıyla Sünni kimliğin bilgi merkezleri ve bilgi setlerini oluşturan ulema sınıfı oluşmuştur.

...

Sünni gelenek ve formlar, Sünni dünyada Vehhabilikle başlayan ve daha sonra başka İslamcı hareketlerle temsil edilen köklere dönüş veya Asr-ı saadete dönüş mitosuyla yerle bir edilmiştir. Özellikle Muhammed Abduh, Cemaleddin Afgani çizgisindeki İslam’ı ihya ya da ıslah etmeyi amaçlayan reform ve diriliş hareketleri ya da Abdullah Azzam gibi mevcudu kökten reddederek İslam’ın ilk asrını canlandırmak isteyen devrimci hareketler, Sünni geleneği statükonun bir devamı gibi görerek tasfiye etmişlerdir. İslamcı hareketler toplumu ya da devleti İslamlaştırmak isterken, pozitivist aydınlanmacı hareketler gibi Sünniliğin temsil ettiği tüm geleneği ve bilgi setlerini “hurafe ya da dinde yeri yok” diyerek tarihin çöplüğünde sürgüne göndermişlerdir.

Hilmi Demir
(Aljazeera, 21.11.2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.