16 Kasım 2016

Yıllar sonra kendi bayrağıyla buluşan ve barışan ümmetçiler

Bütün coğrafi sınırları kaldırarak “tek bir ümmet" olma iddiasını savunan 'ümmetçilik' cereyanının Türkiye'deki versiyonu, ırk mefhumunu uzun zaman yok saydı. Irk ismi anmak ayıp, hatta günahtı. Herkes eşitti, birdi. Herhangi bir ırkı vurgulamak, eşitliği ve birliği bozmak demekti. İslâm, hepimize yeterdi. Irk, coğrafya, kültür gibi 'alt' unsurları öne çıkarmak, İslâm'ın kapsayıcılığına inanmamak demekti.

Hal böyle olunca, Türk bayrağı, ümmetin mazlum coğrafyalarındaki insanlar için düzenlenen eylem ve protestolarda yıllarca yer bulamadı kendine. Ama ilginçtir: Aynı eylemlerde dönem dönem Filistin, Hizbullah, İran, Suudi Arabistan, Yemen vb. bayrakları bol bol açıldı. Bu bayraklardan bazılarının, coğrafyaya yayılan bazı ırkçı cereyanların açık izlerini taşıdığı gerçeği bile önemsenmedi. Belki de hiç bilinmedi.

Diğer bayraklar bize 'kardeşlerimizi' hatırlatırken, Türk bayrağı ise asla açılamazdı; devletçiliği, ırkçılığı, laikliği, batılılaşmayı, yabancılaşmayı çağrıştırırdı. Uzun süre meseleye böyle bakıldı. Ay-yıldızlı bayrak, ümmetçiliğin kayıp bayrağı haline geldi adeta.

Bu 'ırksızlaşma' çabalarının sonucunda da kendi ülkesine, vatanına, coğrafyasına, insanına ve kültürüne yabancı bir 'ümmetçilik' anlayışı meydana geldi. Bayrak, vatan, millet gibi kavramlar böylece milliyetçi akımların tekelinde kalınca, ayrışma daha da derinleşti. Bir taraf Doğu Türkistan'a yeterince gözünü çevirmezken, öbür taraf Filistin davasına yabancılaştı. Örnekler daha da çeşitlendirilebilir.

***

15 Temmuz'daki hain kalkışma, ümmetçilik saflarında da ilginç bir değişime yol açtı. Şimdiye kadar hiçbir eyleme elinde Türk bayrağıyla katılmayan çok sayıda insan, ay-yıldızın gölgesinde tanklarla çarpıştı, sonrasında yine elinde bayraklarla kışlaların önünde nöbet tuttu.

Bayrağın zihinlerdeki 'lâdinî' çağrışımı artık değişmiş, vatan ve millet kavramları yeniden tanımlanmıştı. Devletçiliği ve ırkçılığı hatırlattığı gerekçesiyle kendi bayrağına mesafeli duran kesimler için, yeni bir ufuk açılmıştı. Hasan el Bennâ ve diğer 'ümmetçi öncüler'in yıllar önce verdiği “Ümmet olmak, ırkları yok saymayı ve ırklardan vazgeçmeyi gerektirmez" mesajı anlaşılmaya başlamıştı.

Yıllar sonra kendi bayrağıyla buluşan ve barışan ümmetçilerin önünde şimdi yeni bir sınav duruyor: Sloganik milliyetçilik ve katı devletçilik tuzaklarına düşmemek. Bu, bir uçtan diğerine savrulmak anlamına gelir çünkü.

Taha Kılınç
(Yenişafak, 16.11.2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.