14 Aralık 2016

Bu iki cildin arkasında 30-35 senelik bir emek ve birikim var


Bir röportajınızda FETÖ'nün yükselişte olduğu yıllarda bu oluşuma şüpheyle yaklaştığınızı söylüyorsunuz. İkinci ciltte de zaman zaman temas ediyorsunuz. Erkenden dikkatinizi çeken belli başlı özellikler nelerdi? 
Bu konulardaki ilk yazıları 1995-97 yılları arasında, nerede ise herkesin Gülen hareketine müsbet baktığı dönemlerde, Yeni Şafak gazetesinde yazdım. Bunlar Şeyhefendinin Rüyasındaki Türkiye kitabında yer alıyor. Sonra Cumhuriyet Türkiyesi'nde Bir Mesele Olarak İslâm'ın ilk cildinde uzunca bir bölüm halinde cemaat ve tarikatlar meselesini ele aldım, tartıştım. Röportajlarımda da açık ve net yorumlar yaptım. Benim vazifem komplo üretmek, karalamak yahut göklere çıkarmak değil, meseleyi Türkiye'nin bir problemi olarak soğukkanlılıkla ele almak, tahlil ve tenkit etmektir.

Nelere temas etmiştiniz? 
Hatırlatmak kabilinden önemlilerine işaret edebiliriz: Siyasî merkez 12 Eylül darbesinden sonra Diyanet'in de katkılarıyla cemaat ve tarikatlara yeni bir yer ve yol biçmiştir. Nurculuğun içinden çıkan Fethullah Gülen hareketinin yeni bir aşamaya intikali de bu dönemdedir. Birçok dönem, birçok iktidar, birçok siyasî lider değişmesine rağmen hareketin devletin içinde ve dışında büyümesi devam etmiş, açıkça destek görmüştür. Soğuk Savaş sonrası dönemde buna yurtdışı da eklenecek ve yine birkaç sene öncesine kadar ciddi destek görecektir. Bu hareket diğer dinî gruplara ve siyasî oluşumlara paralel olarak hem siyasî merkeze yakınlaşmış hem de yükselen, -Türkiye'ye boca edilen de diyebilirim- uluslararası söylemleri benimsemeye başlamıştır. Dinlerarası diyalog, birarada yaşama, ılımlı-kültürel İslâm, sivil toplum, insan hakları, demokrasi, liberal düşünce, Medine vesikası edebiyatlarını başından itibaren ihtiyatla, tedirginlikle ve tenkitle karşıladım. Ayrıca bu kavramların kendilerinde bir karşılığı yoktu, pek meseleleri de değildi, araç olarak kullanıyorlardı. Bu gerekçe ile başlıkları şatafatlı olan ve herkesin akın ettiği Abant toplantılarının hiçbirine katılmadım.

Hiç de normal ve masum görmediğim bir mesele daha vardı; Gülen hareketi siyasî merkezle, sol ve Kemalist kesimle, özellikle liberallerle, sermaye çevreleriyle yakınlaşırken dinî gruplarla mesafelerini artırıyor, bir kısmını bastırıyordu. Yakın olmadığı Erbakan'dan daha da uzaklaşırken Ecevit'e yaklaşıyordu. İmam Hatiplerin zayıflatılmasına, başörtüsü meselesine sağır kalmayı tercih etmesi de böyledir. Halbuki üst kadrosunun neredeyse tamamı İmam Hatip çıkışlıdır.

Laikliğin, Mustafa Kemal'in yeniden anılmaya başlandığını 15 Temmuz darbe girişimi sonrası cemaatler üzerinden İslâmcılık'ın zarar gördüğünü söyleyebilir miyiz? 
Burada gözden kaçan daha ciddi ve daha büyük bir hadise var. Birçok defa tekrarladığım gibi İslâmcılık bütün tarihi boyunca muhalefet hareketi olduğu kadar aynı zamanda bir uyum ve entegrasyon hareketidir. Bazan biri öne çıkar bazan öbürü. 12 Eylül darbesinden itibaren Türkiye'deki İslâmcılık hareketi uyum ve entegrasyon hattı kuvvetlenen bir harekettir. Hem fikren hem fiilen ve siyaseten. Uyumun öne çıktığı bir dönemde laikliğin, Mustafa Kemal vurgularının artması bence hiç şaşırtıcı değil ama elbette çok problemli. 15 Temmuz'da ve sonrasında olup bitenler bu zaviyelerden ele alınıp tahlil edilmeli. Bence öncesine de gidilerek…

Fotoğraflar, gazete kupürleri, karikatürler, kitap kapakları, afişler derken kitabınızda, tamamlayıcı bir görsel zenginlik mevcut. Hatta bir görsel şölen. Bu kadar önemli görseli nasıl, ne zaman derlediniz?
İki ciltlik bu çalışmanın içindekiler kadar hazırlık süreci de merak uyandırıyor, kısaca bahseder misiniz? 

Uzun bir hikâyeden kısaca bahsetmek zor. Bu iki cildin arkasında 30-35 senelik bir emek ve birikim var. Görsel malzemenin de öyle. Kitapta 85 sayfa tutan tekpartili yıllarda dini yayınlar kısmının ilk hali 1985 yılında Toplum ve Bilim dergisinde, 15 sayfalık bir makale halinde yayınlanmıştı. Şimdi bir kitap hacminde. 45 sayfalık “Müslüman Kardeşler Türkçeye tercüme edildi mi?” başlıklı kısmın ilk hali de aynı başlıkla Dergâh dergisinde, 1991 yılında birkaç sayfalık bir yazıydı. Sanırım bu iki örnek bir fikir verir.

Prof. Dr. İsmail Kara
(Yenişafak, 14.12.2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.