TARİH, KAYNAK ESERLERDEN OKUNUR.

26 Aralık 2016 Pazartesi

Bütün bu teşebbüsler kimliksizlik ve şahsiyetsizliğin bir tecessümü değilse nedir?


Kent ve mimari üzerinde yoğunlaştığımda benim gördüğüm manzara şudur; Bir kere Türkiye devleti/toplumu hiç mütevazı değil, her şeyin büyüğüne talip/meftun. En uzun asma köprü, en yüksek gökdelen, en büyük havaalanı, en lüks saray, en kalabalık nüfus, en büyük cami, en büyük... Türkiye mega projeler ile aklını yitirmiş, büyüklük ve çokluk (tekasür) histerisine tutulmuş âdeta. Bugünün Türkiye'si gösteriş heveslisi, ihtişam meraklısı, makyajlı kentleri ve taklitçiliği ile çürüme dönemi yaşayan bir ülkeyi andırıyor.

Osmanlı, kültür ve sanatın her nev'inde pek çok nitelikli ve özgün eser dünyaya kazandırmıştı. Ne zaman mağlup olmaya ya da mağlup olduğuna kendini inandırmaya başladı, Batı'yı taklide yöneldi. Türkiye ise henüz bir olgunluk/kemâl dönemi emaresi/eseri/vizyonu göstermeden çöküş dönemi karakteristiği gösteriş ve taklitçiliğe yöneliyor.

Cumhuriyetin kurucu kadroları başından itibaren Batı'yı taklit edeceklerini söyleyerek işe başlamışlardı, onları ve çaresizliklerini bir nebze anlayabiliyoruz. Lâkin daha önce taklitçiliğe itiraz eden mütedeyyin kadroların taklitçiliğini hiç anlamıyoruz.

Türkiye bir yandan Batı'dan demokrasi, laisizm, sekülarizm, küreselleşme, neoliberalizm, kalkınma, büyüme, ilerleme, refah… gibi modern değerleri kendine referans alıyor, diğer yandan Selçuklu-Osmanlı taklitçiliğine yönelmiş görülüyor.

Avrupa değerlerine atıfla “Bakınız yönümüz Batı'ya dönük” mesajları ile bir tarafa, Selçuklu taklitçiliği ile “Bakınız geleneksel değerlere sahip çıkıyoruz” diyerek beri tarafa göz kırpıyor. Selçuklu taklidi toplu-konutlar, Selçuklu cepheli okullar-yurtlar, Selçuklu görünümlü kamu binaları Selçuklu esintili başkanlık sarayı…

Bütün bu teşebbüsler kimliksizlik ve şahsiyetsizliğin bir tecessümü değilse nedir?

1000 yıllık Selçuklu-Osmanlı ve kadim Anadolu tarihsel tecrübesinden elbette faydalanacağız, bundan daha tabiî ne olabilir? Lâkin yüzeysel ve seviyesiz Selçuklu cephe taklitçiliği derhal bırakılmalıdır. Taklit bir şey, teşhis/tespit/tedbir ayrı bir şey, tedavi ise apayrı bir şey.

Türkiye Selçuklu-Osmanlı tecrübesinden gerçekten istifade etmek arzusunda ise evvela bir SELÇUKLU-OSMANLI MÜESSESELERİ ENSTİTÜSÜ kurmalıdır.

Bu enstitü MAHALLE, İKTA-TIMAR, VAKIF, PAZAR, MÜLKİYET REJİMİ, ÂHİLİK, MUSÂHİPLİK, FÜTÜVVET OCAKLARI, TEKKE-ZAVİYE v.b. Selçuklu-Osmanlı müessesesinden bugün nasıl istifade edileceğine dair tezler/tetkikler/teklifler ortaya koymalıdır.

Hizmetse eğer, benim bundan daha büyük bir hizmet aklıma gelmiyor.

Semih Akşeker
(Yenisöz, 22.12.2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder