23 Aralık 2016

Hurafenin kaynağı cehalettir, cehaletin kaynağı sevgisizliktir


Aslında biz hurafe namı altında cehalet konuşuyoruz. Hurafenin kaynağı cehalettir. Cehaletin kaynağı sevgisizliktir. Herkes kendine şu suali sormalı: Tahsil hayatımızda en başarılı olduğumuz ders hangisiydi? En sevdiğimiz hocamızın dersiydi. Kim ne derse desin, fizikti, kimyaydı, edebiyattı, tarihti değil en sevdiğimiz hocanın dersi en başarılı olduğumuz derstir. Yani ilim tahsilinde bile sevgi ana unsurdur. Sevgisiz bir toplum olduğumuz için cahil bir toplumuz. Cahil toplumlar da hurafelerle yönetilirler. Hurafelerin çıkış noktası aynı zamanda otoritenin söz dinletmek için uydurduğu dine dayalı yalanlardır. Mesela; 'eşikte oturma iftiraya uğrarsın' öyle değil! İftiraya uğramaktan herkes korkar, normaldir. Orada korkutmak var esasında. Çünkü cereyan yapar hasta olursun dediğin zaman, 'bana bir şey olmaz' der herkes. Nataşa taarruzu sırasında bizim hemşeriler "Ha pağa bir şey olmaz" diyordu, AIDS öyle yayıldı. Hâlbuki eşikte oturursan cereyana kapılırsın. Bir de tabii işin tasavvuf tarafı var; eşik, Cenabı Ali'nin makamıdır, eşiğe basılmaz. Bir de günlerle ilgili uydurmalar var. 'Salı sallanır...' Dünyadaki Müslümanların yalnızca yüzde 20'si Türkçe konuşuyor ve bunların da hepsi salıya 'salı' demez. Azeriler mesela demezler. Kazaklar da demezler, onlarda Rusça bir kelime söylenir. Salı sallanır, peki yüzde seksen Urduca, Arapça, Farsça, Boşnakça konuşan insanlar için salı neden sallansın, salı neden uğursuz sayılsın ki? Evet, salı uğursuzdur İstanbul Rumları için çünkü İstanbul salı günü fethedilmiştir..

...

Biz, evvela her şeyi taklitle öğrendik. Yürümeyi nasıl öğrendin, emekledin, taytay yaptın, yürüdün. Ama hep annenin, ablanın, babanın, komşunun elini tutarak. Daha bir el tutmadan evde yürümeye başladın, sokakta da yürümeye başladın ama karşıdan karşıya geçerken mutlaka elini tuttular. Sonra öğrendin. Kaç sene yürüyeceksin kendi başına? 80 sene, 100 sene... Peki, ebedi hayata yürüyüşü kimsenin elini tutmadan mı yapabileceğini zannediyorsun. İşte yürümeyi taklit ederek öğrendik, namaz kılmayı taklitle öğrendik. Benim oğlum benle beraber namaza dururdu, secdeye gidince geride kaldığından emekleyerek gelirdi, sonra ayağa kalkınca ulan bu sefer de babam geride kaldı diye pıt pıt geri gelirdi. Ben de azıcık gülerdim. Böyle öğrendi, taklitle öğrendi namaz kılmayı. İşte hükümleri evvela taklit ederiz. Sonra hikmetini öğreniriz, daha sonra o hikmete uygun hükme muhalif olmayan davranış biçimi haline getiririz. Bugün sünnet deyince herkes Rasulullah'ın yaptıklarının aynısını yapmak zannediyor. Geçen sene aralık ayında Konya'da eksi 15 derecede beyaz giyimli bir sürü adam, kadın... Sonra otelde konuşuyoruz. Niye hepiniz beyaz giyiyorsunuz diye sordum, "sünnet" dediler. "Nerede yaşıyorsunuz siz" dedim, işte Fransa'da İsviçre'de vesaire.

Peygamber Aleyhisselam orada doğsaydı beyaz mı giyerdi. Ayrıca Huneyn Gazvesi'nde Efendimizin kıyafetini biliyor musunuz? Yo nereden bilecekler. Onlar sufi Mevlevîler. Mevlevî ama Müslüman değil! Koyu kahverengi bir entari, arasında beyaz çizgileri olan siyah keçi kılından yapılma aba giymişti Rasulullah o seferde. Çünkü ocak ayında yapıldı o sefer. Ocak ayında Taif çok soğuk olur. Gece don bile yapar çünkü 2800 metre yüksekliktedir. İşte o mevsimde Taif'te Efendimiz kıl aba giyiyor, kalın ve rengi siyah. Efendimiz kırmızı baş bağlamıştır. Beyaz bağlamıştır, sarı bağlamıştır. Her renk bağlamıştır. Mukallitlikte kaldığımız zaman hadislerden de sünnet-i seniyyeden de bir şey alamayız. Onun hikmetine akıl erdirip, mevsime ve iklime uygun giyinmenin sünnet olduğunu öğreneceğiz. Rasulullah orucunu hurma ile açarmış. Tabii Efendimizin sofrasında kivi, mango, kavun, karpuz, üzüm her şey var da hurmayı tercih ediyor, zaten hurmadan başka bir şey yok ki. Ama buna sünnet demek... Sakal da böyledir. Ebu Cehil de sakallıydı. N'olacak şimdi?

Hikmetine akıl erdirmeden kendimiz hüküm veriyoruz işte. Hikmete uygun davranmak için biraz feyiz sahibi olmak lazım. O da muhabbetle olur. Muhabbet insanı sevdiğine benzemeye çalıştırırsa muhabbettir, yoksa menfaattir. Ben seni, sen beni sev diye seviyorsam, bunun adına alış veriş derler. Muhabbet demezler.

Ö. Tuğrul İnançer
(Lacivert, Sayı 30, Aralık 2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.