TARİH, KAYNAK ESERLERDEN OKUNUR.

9 Aralık 2016 Cuma

İslamı devletçi bencilliklerimiz doğrultusunda tarif ediyor, tanımlıyor ancak yaşamıyoruz


İslam dünyası toplumları, kültürel / siyasal / ekonomik sömürüyü bütün boyutlarıyla reddetme iradesine sahip olmadıkları, her alanda Avrupa modelini taklit-kopya ederek, bu modele öykünerek hayatlarını sürdürdükleri için, sömürgeci ideolojik bilgi / dil / tarihle mücadele edemiyor; bu nedenle de özgürleşemiyor, bağımsızlaşamıyor. Sömürülmeye, sömürgecilerle her konuda işbirliği yapmaya elverişli olan, kendi sorunlarını çözümleyebilmek için kendi birikim ve iradelerini ortaya koymak yerine sömürgecilerden yardım isteyen toplumların, tarihin yeniden inşasına herhangi bir şekilde katkıda bulunmaları umut edilemez, beklenemez.

Kendi varoluşumuz, hayatlarımız, zihin ve ruh dünyamız üzerinde, İslami tercihlerimiz üzerinde, İslami bilgi ve hayat tarzı üzerinde gerçek anlamda söz sahibi olduğumuzda, kendi tarihimizi, kendi tercihlerimizi, kendi tarzımızı harekete geçirmiş, insani yanımızın, İslami yanımızın sona ermediğini göstermiş oluruz. Kendi hayatlarımız ve İslami tercihlerimiz üzerinde söz sahibi olmadığımız için, bu konular etrafında bağımsız kararlar alamadığımız için, tarihe güçlüler, ideolojik elit azınlıklar yön vermeye devam ediyor. Güçlüler, zayıflara karşı güçlerini birleştirirken, zayıfların güçlerini birleştirmek yerine güçlülerle işbirliği yapıyor olmalarının kabul edilebilir bir gerekçesi olamaz. Zayıflar, emperyalistlere, her istediklerini yapamayacaklarını ihtar eden bir dayanışma iradesi ortaya koymak zorundadır.

Umut, bir dayanışma iradesi, bilinci ortaya koyduğumuzda başlar. Dayanışma ruhu ve bilinciyle, tarihin gidişatının üzerimizdeki olumsuz etkilerine son verebiliriz.

...

Bizler Müslümanlar olarak İslamı etnik ve mezhepçi bencilliklerimiz doğrultusunda, devletçi bencilliklerimiz doğrultusunda tarif ediyor, tanımlıyor, ancak yaşamıyoruz. Yaşamadığımız, ancak tarif edebildiğimiz İslam hakkında yazıyor, konuşuyor, tartışıyor, kavga ediyoruz.

Düşünen, tefekkür eden, üreten öznelerin yerini, asla düşünmeyen, asla üretmeyen propagandacı özneler alıyor. Propagandacı dil belirleyici hale gelince, hak ve hakikat sayılara ilişkin sorunlar halini alıyor. Yanlış giden şeyler hakkında, toplumsal hayatı / düzeni etkileyebilecek, dönüştürebilecek düşünceler üretemiyoruz. Maddi ya da manevi ayrıcalık, konum beklentileri, ilişkileri, bağımsız ve eleştirel değerlendirme / yorum imkanlarını elimizden alıyor. Her türden iktidara hakikati söyleyebilecek olanlar, hiç bir ayrıcalık peşinde koşmayanlardır. Nerede olursa olsun, hiç bir ayrıcalığa tenezzül etmeyenleri susturmak mümkün olamaz.

Günümüzde İslami alan, her geçen gün daha çok akademikleştiriliyor, teknikleştiriliyor, bürotratikleştiriliyor. Bu nedenle de, İslami olan, siyasal, ekonomik, hukuki eyleme hiç bir şekilde yansıtılamıyor. Ahlaki gerilimlerimizi, inceliklerimizi kaybediyoruz. Dava kaygısının yerini, pastadan pay kapma kavgası alıyor. Devletmerkezci, propagandacı yorumların belirleyici olduğu gri bir iklimde, gri tavırlar, tarzlar ve tercihler peşinde hayatlarımızı tüketiyoruz.

Atasoy Müftüoğlu
(Yenişafak, 05.12.2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder