15 Aralık 2016

Yetmiyor bütün bu kahırlanmalar, bütün bu öfkeli haykırışlar


Hep böyle geçti bizim hayatımız… Bağırdık, kahırlandık, zalimi lanetledik, bilincimizi kaybetmeyelim diye birbirimizle paylaştık kurduğum, kurduğun, kurduğu, kurduğumuz iddialı cümleleri... Yetmedi ama... Yetmiyor. Dün kaybettiğimiz savaşların bugünündeyiz hep çünkü. Hep geriden geliyoruz, hep aleyhimize açılan farkı kapatmaya çalışıyoruz. Duygularımız gerçek evet, acılarımız derin, kahrımız içimize sığmıyor. Yetmiyor ama bütün bunlar... Yetmiyor. Dün çocuklar öldü, biz çaresizdik. Bugün çocuklar ölüyor, yine çaresiziz. Hep farkındayız olan bitenin, hep bilinçliyiz, hep biliyoruz zalim kim, mazlum kim, düşman kim? Ama yetmiyor. Durduğumuz yer belli, mazlumun yanında, zalimin karşısındayız. Ama biz hep aynıyız, aynı yerde takılıyız, tellere takılan bir uçurtma gibi… Zalimse sürekli geliştiriyor kendini. Şerri için sürekli yeni bahaneler buluyor, yeni tuzaklar kuruyor, yeni savaş makineleri icat ediyor, yeni dolaplar çeviriyor. Zulmünü durmadan koyulaştırıyor. Buna karşı biz hep aynı yerdeyiz. Kahroluyoruz, öfkeleniyoruz hep, yumruklarımızı sıkıp haykırıyoruz hıncımızı. Ama yetmiyor. Zalim nasıl tahkim ediyorsa zulüm cephesini, bizim de öyle tahkim etmemiz gerekirdi oysa merhamet cephesini. Çünkü olmuyor böyle, yetmiyor bütün bu kahırlanmalar, bütün bu öfkeli haykırışlar... Çare olmuyor artık çarenin bulunup getirilmesi gereken yerde. Güçlü nasıl olunuyorsa artık yapmamız gereken o. Herkesin bir gediği kapatması, bir boşluğu doldurması, bir yarayı iyileştirmesi lazım, olması gereken bu. Bela ve musibetler bizi köşeye sıkıştırdığında değil, ondan önce, ondan sonra, her daim, her zaman...

Gökhan Özcan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.