20 Ocak 2017 Cuma

Anadolu irfanı kolaylıkla buharlaşıp gidecek bir şey değil

Horasan Erenleri / Mahlukat
Türkiye'de toplumun her bir kesimi öteki kesim tarafından mağdur edildiği hissine kapılıyor. Bu çok tehlikeli bir şey. Bu da uzun uzun konuşmadan, birbirimizin yaralarına merhem olmaya çalışmadan iyileşmeyecek bir şey. Sessizlikle ve görmezden gelmekle, geçiştirilemeyecek bir şey. Savunmacı pozisyonlarımızdan çıkalım, kendi kusur ve hatalarımızla yüzleşelim. Özellikle güven endeksi düşük toplumlarda insanlar buhran zamanlarında şüphe adacıkları oluşturur. Her düşünce gettosu ötekine şüpheyle yaklaşmaya başlar. O zaman da paranoya, başat ruh iklimi olur çıkar.

Terör geleceğimizi gasp ederek umut ve düşlerimizi elimizden almak istiyor. Yenilmeyeceğiz, teslim olmayacağız, vatanımızı terk etmeyeceğiz ama yeter ki kötülüğe karşı aynı yürek hizasında duralım. Kendi aramızda bir konuşma ahlakı geliştirebilelim. İyileşmek için birbirimize gitmeye, konuşmaya, birbirimizin hikayelerini dinlemeye her zamankinden çok ihtiyacımız var.

Tedavi güveni inşa etmek, toplumun içinde güven dokusunun zedelenmesine ve terörün bizi ayırmasına izin vermemek. Dolayısıyla vatanımızı savunmak konusunda aynı yürek hizasında durmayı becerebilmemiz lazım. Şu zor günler geçene kadar birbirimizle olan kan davalarını askıya almamız gerekiyor.

Birbirimizin yaralarını birbirimize öfkeyle yaklaşarak iyileştiremediğimiz, bu toplumu karşılıklı saldırganlıkla daha iyi bir noktaya getiremediğimiz ortaya çıktı. Bu saatten sonra birbirimize daha merhametli ve müşfik olmaktan, birbirimizin hikayelerini cömertçe dinlemekten başka hiçbir şansımız yok. Belki devletin de daha muhalif sesleri içinde bir şekilde eritebilmesi, onlarla karşılaşma konusunda daha rahat ve özgüvenli davranabilmesi gerekiyor. Kendi varlığına kast etmeyen, şiddeti ve terörü bir araç olarak önermeyen herkesle konuşabilmesi gerekiyor.

Anadolu irfanı kolaylıkla buharlaşıp gidecek bir şey değil. Anadolu irfanının ne olduğunu biz 15 Temmuz gecesinde gördük. O irfanın ne tür bir derviş yiğitliğini mayaladığını gördük. Anadolu irfanı zaten bizim toprağımızın mayasında, tarihsel derinliğinde var olduğu için bugün onca zorluğa rağmen hala birbirimizin gırtlağına çökmüyoruz. O irfan hala ruhlarımızın bir köşesinde varlığını devam ettirdiği için yaşadığımız bütün kaoslara, altüst oluşlara ve tehditlere rağmen 'buradayız, gitmiyoruz' diyebiliyoruz. Bu ülkeyi savunmayı, bu ülkeyi baş tacı etmeyi, çocuklarımıza bulduğumuzdan daha güzel bir ülke bırakmayı kendimize vazife addediyoruz. Eğer bu toplumda iyilik kötülüğe galip gelmeseydi sokaklarda yürüyemez olurduk. Eğer bu toplumda iyiliğin sayısız hikayeleri olmasaydı bütün bu badirelere, zorluklara asla karşı koyamazdık. Anadolu irfanı hem yaşıyor hem yaşatıyor. Bu toprakların da en büyük sigortası odur.

Büyük şehirlerdeki insanın yaşama şartları çok ağır. Bir de terör eylemlerinin çoğunlukla büyük şehirleri hedef aldığını düşünürseniz 'yarın benim çevremde bana zarar verecek bir olayla karşılaşır mıyım' diye düşünen insanın gerginliğinin katmerlendiğini teslim edersiniz. İnsanların sıkıştırıldıklarını düşündükleri ortamlarda gerginlik her zaman fazladır. Mekanın insana daha müşfik davrandığı, mahalle ve komşuluk ilişkileri gibi geleneksel yapıların çözünmeye uğramadığı yerlerde toplumun üzerine hissedilen basınç da daha az olur.

Kemal Sayar
(Yenişafak, 08.01.2017)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.