4 Ocak 2017

Komşuluk ilişkileri azalıyor


İçinde yaşadığımız dünyanın bize ödettiği bedellerden biri de giderek azalan ve içi boşalan komşuluk ilişkilerimiz. Hızlı yaşam kültürü içinde evlerimiz ve işyerlerimiz arasında mekik dokuyor, önümüze çıkan dost, akraba ve komşularımızı görmezden geliyoruz. Yakınlara ayırdığımız zamanın giderek azalması ‘samimiyetin ölümü’nü getiriyor beraberinde. İnsanlar arasındaki mesafe giderek artar, öyle ki her sabah aynı kapıdan çıktığımız, aynı sokaktan geçtiğimiz, aynı otobüs durağında beklediğimiz komşularımızı bile tanımaz hale geliriz. Bir film repliğinde söylendiği gibi (revolutionary road), ‘bazen en uzak mesafe iki insanın arasındaki kadardır’.

Oysa bir selam yalnızlığımızı alır, dostça bir merhaba endişemizi yatıştırır. Nasıl öfkeli bir söz günlerce ruhumuzu kemirirse, güzel söz ve davranış da ötekine şifadır. Bir yeri sevip oraya ait hissedebilmemiz, orada lezzetine vardığımız insan sıcaklığı ve alakasıyla mümkün. Günlük hayatın dokusuna nüfuz edebilen bir nezaket, hayatı kolaylaştırır ve dünyayı daha tekin bir yer kılar. ‘Sadece ben!’ diyen bir dikkat açlığı, kendi nevrozlarımızı, duygusal telaş ve hamlığımızı ötekine boca etmemize yol açıyor. Herkesin birbirine zoraki komşu olduğu sosyal medya ağlarında kabalık, küfür ve linç adeta norm kabul ediliyor. Kamusal alana aktarılan narsisizm o kadar öfkeli ve saldırgan ki her birimiz kendi mevzilerimizde, kendimize benzeyen insanlarla rahat edebileceğimizi düşünüyor ve konuşma adabını yok ediyoruz.


Ülkemizde özellikle büyük şehirlerde baş gösteren derin yalnızlık duygusunun, bir merhamet üssü olan mahallenin dağılmasıyla ilgisi var. Komşuluk ilişkileri azalıyor ve insanları zor zamanlarda destekleyecek sosyal ağlar kayıplara karışıyor. Evde hasta varsa eskiden komşular bizi düşünür ve çorbamızı hazır ederlerdi, değil mi? Kaç çocuk komşunun evinde karnını doyurabiliyor artık? Komşusunun dert ve tasasına kulak kabartan kaç kişi kaldı? Giderek artan depresyon, madde iptilası, intihar salgınları, şiddet ve endişe bozuklukları gibi ruhsal sıkıntılar, dikenlerini ruha batıran kaktüsler halinde, duygusuzluğun çölünde filizleniyor. Bu sebeple her yıl daha çok sayıda insan, sohbet ve duygusal paylaşımı, terapist odalarında aramaya başlıyor. İnsanlar kendilerini işitecek bir kulak, öykülerine yankı verecek bir gönül arıyor. Yankı alamayan insanın haysiyeti zedeleniyor. Komşunun sesi, merhametin olmadığı bir sokakta yankı bulmuyor.

...

Bugünün komşusu bize fiziksel olarak çok yakın ama ruhen fazla uzak. Merhamet yoldaşımız olduğunda komşu oluruz, o kalplerimizi yakın kılar ve bizi birleştirir. Bir kez komşu olduğumuzda onun acı çekmesi demek, benim acı çekmem demektir. Ortak yaşam kültürü, bu nedenle “ben”i değil, “biz”i korur. “Kurt bile komşusunu yememiş,” denir. Yüz yüze gelmek insan beyninin ahlakla ilgili özgül bir alanını harekete geçiriyor. Yüz yüze geldiğimiz insana daha zor kötülük yapıyoruz. Aynı sokağı, aynı mahalleyi paylaştığımız komşumuza karşı kendimizi mesul hissederiz. Ama artık küçülen bir dünyada hepimiz birbirimize komşuyuz. Yönetmen Inarritu’nun Babil adlı filminde anlatıldığı gibi, Fas’ta ateşlenen bir kör kurşun hemen akabinde Japonya’da, Meksika’da veya ABD’de başka hayatlara tesir edebilir. Bugünün dünyasında iyilik de kötülük de ışık hızıyla yayılabilmektedir. Biz iyiliği ve merhameti çoğaltan komşular olalım. Yüzümüzü merhamete dönelim, kardeşimizin ve komşumuzun bekçisi olalım.

Kemal Sayar
(Gerçek Hayat, 03.01.2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.