31 Ocak 2017

Taşralı romantizmlerle oyalanma lüksümüz yoktur


Taşralı romantizmleri aşamayan muhafazakârlıklar sebebiyle, küresel bilgi ve medya tekeli tarafından kontrol edilen zihin dünyamız, varoluşsal sorunları konuşamıyor. Çok uluslu şirketler tüm dünyaya tüketicilik ideolojisini ihraç ediyor. Bu ideoloji toplumlarımıza kültürel emperyalizm biçiminde giriyor. Eleştirel perspektiflere bütünüyle kapalı olan muhafazakârlıklar, radikal bir düşünce hayatına, radikal düşünürlere hayat hakkı tanımıyor. Bu nedenle de toplumlarımız yeni gerçekliklere nüfuz edemiyor. Bugün, Müslümanlar olarak ne yapıyorsak, ne yapmak istiyorsak, hep var olanın sınırları içinde kalarak yapıyoruz. Dünya sistemi bir yanda bütün toplumlarda evrensel ölçekte bir metalaşmaya neden olurken, diğer yanda, İslam toplumları, zihinsel kısırlaşma, kuru lafızcılık sebebiyle İslami inançları şeyleştiren süreçlere sürükleniyor. İnançların şeyleştirilebildiği bir dünyada ve zamanda, tarih sorumsuzca suistimal ediliyor, hamaset yoluyla beyinler yıkanabiliyor, bu yolla kolektif bağımlılıklar oluşturulabiliyor.

...

Her şeyin çok belirsiz hale geldiği bir dünyada, ucuz iyimserlikler telkin eden taşralı romantizmlerle oyalanma lüksümüz yoktur. Hayatta hiç bir şey, insanları, gerçeklerin kendilerinden saklanması kadar, aldatılmak kadar rencide edemez, aşağılayamaz. Günümüzde İslami bünye içerisinde yaşanan her tür parçalanma, sınırsız bir biçimde sömürülüyor. Hâl böyle iken, herkes, her etnik ya da mezhepçi grup, her hizip ya da parti, kendi farkındalığını meşrulaştırabilmek ya da mutlaklaştırabilmek için dışlayıcı bir dil oluşturuyor. Bütün Müslümanların hatırlaması gereken somut bir gerçek var: Emperyalist-sömürgeci irade tarafından hepimize birden dayatılan bir durumla karşı karşıya bulunuyoruz. Bu durumda kapsayıcı bir dil, program ve proje temelinde yeni bir bilinç, bu bilince dayalı bir dayanışma inşa edilmediği takdirde, hayatlarımızı tabi kılınmış toplumlar ve kültürler olarak sürdüreceğiz.

Bencilliklerinin, önyargılarının ve çıkarlarının tutsağı olan bir zihniyetle-yaklaşımla ahlaki hiç bir mücadele yürütülemez. Müslümanların bilinç ve düşünme yetilerini duygusallıklardan bağımsız olarak ortaya koyabilmeleri gerekir. Varoluşsal tercihler, ahlaki temeller, kaygılar ve eylemlerle somutlaşır.

...

Hangi toplumda yaşıyor olurlarsa olsunlar, insanların, yaşadıkları dönemin ve koşulların çıkarlarına ve resmi beklentilerine göre düşünmeye, eylemde bulunmaya çalışmaları, zihinlerin, kişiliklerin ve karakterlerin yozlaşmasına yol açar. Koşullara göre tavizler vererek yaşamayı seçmek ahlaki yıkımla sonuçlanır. Dönemin, koşulların çıkarlarına, taleplerine göre hareket eden topluluklarla hiç bir mücadele yürütülemez. Hikayeyi yeniden başlatacak olan kadrolar, en fazla, en çok insan olduklarında bir mücadeleden söz etmeye başlayabiliriz. En fazla, en çok insan olmak, bütün İslami anlam-amaç ve değerleri eksiksiz bir bütünlük, eksiksiz bir içtenlik, eksiksiz bir sorumluluk duygusu içerisinde en güzel şekilde temsil-tecrübe çabasıyla gerçekleştirilebilir.

Atasoy Müftüoğlu
(Yenişafak, 30.01.2017)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.