31 Ocak 2017 Salı

Turgut Cansever Hoca’yı yeniden anmak


Rahmetli Turgut Cansever hoca bir mimar ve şehir planlamacısı olduğu kadar bir sanatkâr ve düşünce adamıydı. Aynı zamanda bütünlük peşinde olan, dünyanın, insanlığın ve Türkiye'nin gidişini, en azından kendi mesleği çerçevesinde yakından takip eden, bunun heyecanını duyan sorumluluk sahibi bir ilim adamı ve aydındı. Son yıllarındaki çalışmalarına bir miktar ben de şahit oldum, bazılarına katıldım, lütfedip davet etmesi üzerine bazı zevatla görüşmelerinde bulundum. Mustafa Kutlu, Beşir Ayvazoğlu, Mustafa Ruhi Şirin, Salih Pulcu gibi birkaç arkadaşla birlikte hususi sohbetlerimiz ve müzakerelerimiz de oldu.

Yaşına aldırmadan, yapılan müdahalelerle uğratıldığı haksızlıkları geride bırakarak Türkiye'nin şehirleşme ve konut politikalarında doğru yola girmesi için tabir caizse öncü bir delikanlı gibi ve ideolojisine, siyasi tercihlerine bakmadan istifade edebileceği her insanla birlikte çalışmayı göze alarak, deneyerek günlerini geçiriyordu.

Büyük kayıplarla neticelenen ve geriye derin acılar bırakan 17 Ağustos 1999 depremi ve kronolojik olarak İstanbul/Marmara için yaklaşan büyük deprem tahminleri o günlerde canlı idi. Bu durum onu hem çok tedirgin etmiş hem de çözüm yolları bulmak ve yetkilileri ikna etmek, kamuoyunu hazırlamak için ümitlendirmişti.

Her fırsatta şunları söylüyordu:

1. Türkiye'nin konut stoku hem yetersiz hem de sağlıksızdır, kültürel kodlarla ve tabiat şartları-sevgisiyle uyumsuzdur ve eskimiştir. Ayrıca ülkenin nüfusu hem süratle arttığı hem de köylerden şehirlere daimi göçler olduğu için yeni konutlara ve yerleşim birimlerine âcil ihtiyaç var. Önümüzdeki çeyrek yüzyılda Türkiye mevcut konut ve yapı stokunun büyük bir kısmını yenilemek ve dönüştürmek zorundadır.

Bu bir imkândır. Bunu planlı ve doğru yapabilirsek çözüm yollarını da Türkiye'ye yaraşır bir şekilde açmış oluruz. Tam da burada 1989 yılındaki bir röportajının başlığını hatırlatmanın zamanıdır: “Mimaride yeni yönelişleri ortaya koyabilecek tek ülke Türkiye'dir”.

2. Türk ve İslâm şehirciliğinin istisnai örneklerinden biri olan İstanbul, Bursa ve tarihi şehirler, bazı kasabalar 1950 yılından beri giderek artan bir şekilde bütün iktidarlar tarafından tahrip edilmiştir, darbelerden sonra daha yoğun olmak üzere hâlâ tahrip edilmektedir. İstanbul'un nüfus yoğunluğu ve günlük insan akışı mutlaka kontrol altına alınarak tarihi şehir (suriçi) ve Eyüp, Üsküdar, Kasımpaşa gibi tarihi yerleşim birimleri rahatlatılmalıdır.

Çünkü yeni ulaşım imkânlarıyla İstanbul'un gündelik akışının bir ucu Sakarya'da, diğer ucu Edirne'dedir artık ve buralardan plansız sanayileşme, konutla birlikte düşünülmeyen yeni büyük işyerleri dolayısıyla büyük bir nüfus her gün İstanbul'dan gelip geçmektedir. Bu büyük bir ekonomik israf, vakit kaybı, hava kirliliği, sağlık problemlerinin artması, kontrol edilemezlik demektir. En önemlisi korumanın imkânsız hale gelmesidir. Böyle bir ortamda hiçbir şey hakkıyla korunamaz.

Halbuki bugün artık biliyoruz ki doğru çözüm tarihi bölgelerdeki yeni yerleşimleri kontrol etmek, yayalaşmayı artırmak, büyük, gürültülü ve sarsıntılara sebebiyet verecek, tabii dokuyu etkileyecek motorlu trafik akışlarını azaltmak, kültürel, entelektüel, estetik faaliyet merkezlerini, bunlarla irtibatlı otel, dinlenme tesislerini artırmak lazımdır.

3. İnsanın vazifelerinden biri de güzellik peşinden gitmek, dünyayı güzelleştirmektir. Bu aynı zamanda Yüce Allah'ın cemal sıfatının insanda tecellisi ve onun yaptıklarında görünmesidir. Hem çirkin, ölçüsüz, kaba yahut insanı, tabiatı ezen binalar, şehirler yapmak hem de doğruyu, barışı, insanlığı savunmak mümkün ve inandırıcı olamaz. (Sanatta ve estetikte güzel diğer ilimlerde ve dallarda doğruya, hüsne, iyiye, hayra, sevaba… yakın veya denk düşmektedir).

Türkiye bunu yapabilecek nadir ülkelerden biridir ve bunu yapmak sorumlulukları, vazifeleri arasındadır.

İsmail Kara
(Yenişafak, 31.01.2017)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.