24 Şubat 2017 Cuma

Devlet kutsal değildir, millete hizmet için kurulmuştur


Bizim geleneğimizde, medeniyetimizin temelinde, din ve devlet ayrı değildir. Bunlar içiçe birbirine geçmiştir, neredeyse aynı şeydir. Daha doğrusu, din bir toplumun inandığı yaşama düzeninin ismidir, devlet de onun sistemidir, aracıdır. Ancak bu ikisi birbirine kenetlenmiştir, birbirinden ayrılmaz. Bu sebeple devlet kutsal değildir. Elbette sonuç itibariyle devlet, millete hizmet için kurulmuştur. Fakat bir şirket de değildir.

Bu kenetlenişten dolayı, onda bir "kutluluk" vardır. Kutsallık değil, kutluluk. Ben konuşmalarımda bu ikisini ayırıyorum. Bizim geleneğimizde de mübarek kelimesi kullanılır, mukaddes kelimesi kullanılmaz. Mesela gerek şehirler için olsun, gerek devlet için olsun. Hatta bu bizim eski Türkçe'de, diyelim ki Divan-ı Lugat-ı Türk'te veya devlet için bir Müslüman Türk olarak kitap yazmış olan Has Hacib'in Kutadgu Bilig'inde, "kut" kelimesi kullanılır. Kutluluk dediğimiz şeyin köküdür. Sonradan uydurma dilde kutsal diye bir kelime icat edildi. Aslında öyle bir şey yok. Kudsi diye Arapça bir kelime vardır, bundan güya Türkçe olarak kutsal yapılmaya kalkıldı. Fakat Kudsiyet Allah'a mahsustur. Kutluluk ise olabilir. İslam Milleti "kut"lu bir millettir. İslam Devleti "kut"lu bir devlettir. Bu denilebilir, ama kutsal denilemez. Çünkü kutsallık kudsi anlamında Allah'a mahsustur, Allah'a ait bir sıfattır.

Şimdi bu kutluluk kutsallık derecesine çıkarılamaz, fakat sıradanlaşmaz da. Hep diyorlar şimdi, gene Batı'dan alınan tabir ile, devlet bizim vergilerimizle ayakta duruyor, o zaman benim hizmetçimdir diye. Bir anlamda elbette ki devlet hizmet eder, hizmet için kurulmuştur. Milletin bir aracı olarak, yaşama sistemimizin bir aracı olarak bir yanıyla hizmet sistemidir.

Fakat bir yanıyla da, gerektiğinde bizi hizaya sokan, gerektiğinde bizim nefsimizin istemediği bir yönde, nefsimizin razı olmadığı yönde dahi adımlar atan, toplumun geleceği için, inancımızın buyruğu olarak, bize doğruyu, yeniyi, iyiyi, güzeli, gerekirse, gerektiği takdirde zorla da, güçle de empoze eden bir güç olacaktır. Sadece bir yüzü yoktur. Bir yüzü elbette, gönüllü olarak bunları kurmamızdır, bu en güzelidir. Fakat, kötülükle de savaşan bir güçtür devlet. Yoksa kötülüğü başıboş bırakıp, sadece hizmet aracı olarak ayakta duramaz.

Nitekim bugün gene İslam ülkelerinde devletin kötülükle mücadele edemediği, kötülüğün başını alıp gittiği ortadadır. Aynı şekilde güzeli, iyiyi ve doğruyu da vaz edemediği, yaşatamadığı da ortadadır. Bütün bunların kökünde, devletin dinden ayrı olması yatmaktadır. Çünkü din, medeniyetimiz demektir.

Bizdeki din anlayışı ile Batı'daki din anlayışı çok farklıdır. Onlarda din inanç demektir. Bizde ise inanç temelli medeniyet demektir. İslam, sadece bir inanç demek değildir. İnanç elbette temeldir, fakat o inançtan ibaret değildir. O inanç somutlaşarak, önce insanda bir üstün insan, gerçek insan, insan-ı kamil doğurur. Somut olarak onu doğurur, teorik kalmaz, inançtan ibaret kalmaz. Daha sonra da öyle bir toplum doğurur, sonra da öyle bir devlet doğurur. Bir medeniyet ortaya koyar. Bunları birbirinden ayıramazsınız. İslam Medeniyeti'nin kendine mahsus devleti, kendine mahsus toplumu, kendine mahsus insanı vardır.

Sezai Karakoç
(29.11.2014 tarihinde Yüce Diriliş Partisi'nin Haseki'deki İstanbul İl Merkezi'nde yaptığı konuşmadan)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.