TARİH, KAYNAK ESERLERDEN OKUNUR.

13 Şubat 2017 Pazartesi

Tanıl Bora: "Düşünmek, aynı zamanda dert etmektir."


Bu kitap, düşünce akımları üzerine yazılsa da aslında düşünme pratiği üzerine, belki de düşünmenin kendisi üzerine de bir güzelleme. “Güzelleme”den kastım, böyle bir kitabın mevcudiyete kavuşması. Böyle bir dönemde, böyle bir kitapla karşımıza çıktığınıza göre, iyiye gidişe, “umut”a laf olsun diye değil, içtenlikle inanıyorsunuz sanırım? 
Hem ideolojiyle, hem düşünceyle ilgileniyorum, kitapta da öyle, ikisi birbirine karışıyor. Karışır da. Lakin düşünceyi ayırt eden bir hasleti var: Salih düşünce, kendisi üzerine de düşünen düşüncedir. Düşünmek, bir soyutlama olarak, aktüalitenin, halihazırın ötesine geçmeyi sağlar. Akıl yürütme demektir. İdeoloji, elbette düşüncelerden beslenir, lakin daha kendinden memnun, kendiliğindenleşmiş, daha “şuursuz” bir zihniyet formatı… Düşünceyle endişenin kökteş olduğunu da unutma, Farsçada bizim düşünce dediğimize “endişe” diyorlar bildiğim kadarıyla. Yani düşünmek, aynı zamanda dert etmektir. Düşünce sevgisi, ondan.

Kitap siyasi meseleleri konu edinse de dil açısından bir edebi eser tadında. Göz korkutan bir hacme sahip ama akıcı ve duru bir anlatımı var. Üstelik sizin kendinize has sıfat tamlamalarınız da cabası! Bu anlamda, kitabın dil yetkinliği için ne düşünüyorsunuz? 
Söylediklerine ancak teşekkür edebilirim. Dilerim gerçekten bir dil zevki veriyordur metin. Dille ilgili şunu eklemek isterim: Ele aldığım ideolojik dünyaların, düşünce mahfillerinin dilini de bazen örneklemekten öte “yansıtarak” aktarmak istedim.

Böyle bir ülkede, bu kadar kapsamlı bir çalışmayı yaparken kendinizi güncelin negatif enerjisinden nasıl korudunuz? Tamamen korunabiliyor değilim, bu mümkün olmadığı gibi “doğru” da değil! Memlekette olup bitenle elbette alakadarım fakat “güncel” denen gündelik dağdağaya dalmaya çok meraklı değilim, sosyal medya “faaliyetim” de yok. Genellikle sakin huylu sayılırım. Ayrıca “müsbet davranışlılar” severim, arkadaşlarım genellikle onlardandır, galiba bunun da bir faydası dokunuyor! Ama bunlar işin şakası, esas önemlisi çalışmaya odaklanmaktır. Gökten taş yağsa, yapabildiğin ve yapmayı üstlendiğin işi yapmaya çalışmayı, kısacası vazife ahlakını önemsiyorum. Gökten yağan taşlarla bile olsa, taş üstüne taş koyup, iyi kötü bir barınak yapmaya çalışmak.

Sadece düşünceyi değil, düşünürleri de gözeten bir haliniz var. Düşünürleri bu kadar ‘düşünmenin’ gerekçesi nedir?
Fikir çilesi”, derler, eskilerin romantik üslubunda. Fikir çilesi çekenlere, yani gerçekten kafa patlatarak, kendini değil de fikrin veya “konunun” kendisini ciddiye alarak düşünüp yazanlara hürmet duyuyorum. Düşünce insanları ilke olarak kadrinin bilinmediğini düşünmeye yatkındır; aralarında bazılarının, belki birçoğunun, gerçekten de kadri bilinmez. Kitapta işte o kadri bilinmeyenleri de içermeye çalıştım. Genel olarak, kadir bilmeye çalıştım.

Kitabı üretmek için kişisel amacınızın yanında, “şu kimseler okusa ayrıca bir mutlu olurum” dediğiniz bir çevre var mıdır?
Ne kadar ince düşünceli bir soru bu, teşekkür ederim! O inceliğin hakkını vermek bakımından, isim anamam.

Farklı çıkan her ses ideolojik olmakla itham edilir. Bu ithamın kendisi de bizatihi ideolojiktir. Peki, bu tutumun ideolojisi nedir?
Başkalarını, ötekilerini, hasımlarını, aykırıları “ideolojik” olmakla itham edenler, kendi ideolojilerini, ideolojik yönelimlerini, takınaklarını “ideolojik” saymazlar. Kendilerininkinin düşünce, kanaat olduğunu, aslında daha ziyade “aklın yolu” olduğunu “sağduyu” olduğunu varsayarlar. İdeolojinin olumsuz, kimi zaman kriminal anlam yükü nedeniyle ve “kutuplaştırıcı” niteliği nedeniyle… Radikal akımların bağlılarıysa, “ideolojik” olmaktan sakınmazlar. Açıkça doğru (kendilerininki) ve açıkça yanlış ideolojiler (diğerleri) vardır onlar açısından. Sosyalist sol açısından püf noktası, ideolojinin hem kaçınılmaz, mecbur, hem sana lazım da olan, hem de aynı zamanda “yanlış bilinç” mahiyeti taşıyan bir zihniyet yapısı olarak düşünülegelmiş olması. Bu, sürekli bir özeleştiriyi teşvik eden verimli bir çelişkidir.

Aman çocuğum, fazla düşünme, yoluna bak sen” ülkesinde bu kadar kapsamlı ve çeşitli bir siyasi ideoloji dökümü çıkmasını nasıl yorumlarsınız? Bu çeşitlilik realitede ne kadar karşılık bulmuştur? Yani, gerçekten de isimleri kadar çeşitli midir?
Bu şüpheyi dile getiren birçok arkadaşım oldu. “Bu memlekette üzerinde durmaya değer bu kadar fikir mi var?” diye sordular. Müthiş, parlak fikirler olmayabilir ama insanların içinde dönendiği ideolojiler, ganidir. Bir de, düşünsel üretimin ve ideolojik formasyonların etkililiğini elbette önemsemekle birlikte ona tabii kalmadım. O kadar etkili olmayabilir, “marjinal” kalmış olabilir, bir özgünlüğü olan akıl fikir erbabını da zikretmeye çalıştım.

Bu coğrafyada düşünceye kıymet verilmemesinin nedeni iktidar yapıları mı, toplumsal yaşam mı? Yumurta mı, tavuk mu sorusu!
Yumurta, tavuk, folluk, kümes. Tabii, hepsi. İktidar yapıları, otoriter ve milliyetçi-muhafazakar terbiye, düşünceyi araçsallaştıran bir zihniyeti dört koldan yeniden üretiyor. Muhalif gelenekler de, bunun karşısında düşünceyi ve düşünmeyi bizzat değerli kılan bir “töre” yaratmakta zayıf kalıyorlar. Sadece çaresizlikten, takatsizlikten değil, kendileri çok zaman o araçsallaştırıcı bakışın dışına çıkamadıkları için de zayıf kalıyorlar.

Tanıl Bora
(Duvar, 02.02.2017)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder