TARİH, KAYNAK ESERLERDEN OKUNUR.

13 Şubat 2017 Pazartesi

İsmail Kara: "Türkiye’de insanlar Türk meselesini konuşmayacaksa neyi konuşacak?


Ben Cumhuriyet Dönemi’nde yetişmiş bir insanım. Yani Cumhuriyet Dönemi’nin bir ürünüyüm. Fakat aynı zamanda dönemin ve ideolojisinin de mağduruyum. Tarihim ve talihim, zorluklarım ve imkânlarım burada. Şöyle düşünüyorum; problem ne kadar ağır olursa olsun onu anlamaya gayret etmek, anlama safhasını geçip çözmeye başlamak hem sizin hem de etrafınızdaki insanlar için bir imkândır. Ahlaki olarak söylersek problemini anlamak, fark etmek bir insanın yücelmesinin kapısıdır. Entelektüel olarak bakarsanız kafasının büyümesi, ufkunun gelişmesidir. Onun için, içinde bulunduğum entelektüel veya fiili sıkıntıları, hissettiğim krizleri sadece bir şikâyet ve ağlaşma konusu görmedim. Ben fert olarak bunları nasıl aşacağım, içinde bulunduğum toplum bu problemi nasıl anlayıp aşacak, buna ağırlık verdim. Bu yüzden belki kendimi tedavi etmiş oldum, kesin bir şey diyemem ama problemlerin boğuculuğundan kısmen belki bu yolla kurtuldum. Bunu bir talih olarak gördüğümü söyleyebilirim. Eserlerimin bir muhassalası kalacaksa, sorularımın bir muhassalası kalacaksa başkalarının talihsizlik olarak gördüğü, benim talih gördüğüm şey dolayısıyladır. Ama bunun bir bedeli var tabii. O da ayrı.

...

Sadece edebiyat ve sanat hakikatin, gerçeğin, realitenin tam bir temsili ve ifadesi olmaz. Hatta edebiyat tek başına kaldığı zaman gerçeğe işaret kapasitesi düşük de olabilir, illüzyonlara sebebiyet verebilir. Sanat alanının yerinde bir fonksiyon icra edebilmesi için ilim, bilgi ve fikirle, isterseniz felsefeyi de katalım, iç içe, yanyana olması lazım. İlim ve fikir alanı için de sanat ve edebiyat böyledir. Bunların hepsinin arasında bir geçişkenlik hatta kuvvetli bir ilişki olması lazım. Birbirini besleyecek ve kuvvetlendirecek bir ilişki.

...

Türkiye’nin problemi, Doğu-Batı kıskacında kalması değil kendisine bir merkez bulamamasıdır. Diyorum ki Türkiye’de enternasyonalizm Solculuğu, Turancılık Milliyetçiliği, Ümmetçilik İslâmcılığı merkezden kopardı. Bakınız burada İslâmcıların ciddi şekilde yanıldıkları bir nokta var. Müslüman olmaları dolayısıyla kendilerinin ayaklarının yerden kesildiğini, merkezden uzaklaştığını düşünmüyorlar. Bu aslında fena bir hissiyat değil fakat felsefi olarak karşılığı yok. Yazdıkları eserlerin dilini yoklayalım, Türkiye ile irtibatları ne düzeyde diye bir tahlil yapalım. Netice enteresan, belki ürkütücü çıkacaktır. Problem Doğu-Batı problemi değil, Türkiye’de eğitim almış insanların hangi fikre ve ideolojiye mensup olursa olsun Türkiye’den bir şekilde kopmasıdır. Başka bir şekilde söylersek merkezinin olmayışıdır. Eğer merkezde anlaşabilirsek konuşabilme oranımız, konuşma kalitemiz ve insanlığa hitap etme kapasitemiz yükselecek. Merkezimiz olmadığı için kendi içimizde de, etrafımızdaki halelerle de gerçek bir diyalog kuramıyoruz. Kendimizle diyalog kuramıyoruz.

...

Türk meselesi çok önemli… Nereden başlasak acaba? Bu meselenin Türkiye’de zafiyete uğraması, paranteze alınmaya çalışılması, İslâmiyet’in paranteze alınması kadar ciddi bir meseledir. Belki ikisi aynı şey. Bunun altı çizilmeli. Kürt meselesi veya milliyetçilikle alakası yok bunun. Türkiye’de insanlar Türk meselesini konuşmayacaksa neyi konuşacak? Türk meselesi konuşulmadan Türkiye’de Kürt meselesi konuşulabilir mi? Bu Türkçe eğitimi yapmadan, yapamadan Kürtçe eğitimi yapmayı konuşmaya benzer. Mesleki başka bir şey söyleyeyim; İmam Hatip Liseleri ve ilahiyat fakültelerindekilerin bir kısmının Arapçaları gramatikal olarak Türkçelerinden iyi fakat Türkçeleri yetersiz veya zayıf olduğu için Arapça bir eseri ağırlığıyla Türkçeye çeviremiyorlar.

İkinci olarak Türkiye’de, Türk meselesinin yeniden problemli hâle gelmesi uyarılmış bir hadisedir. Bunun da tarihi, soğuk savaş döneminin bitişiyle başlar. Soğuk savaş sonrasında dünyaya empoze edilen ana söylem kimlik ve azınlıktır. Soğuk savaş söylemi ise refahtı. Refahın yerini kimlik aldı. Üçüncü bir şey daha var: İnsanlara soruyoruz, “Amerika, İngiltere, Almanya veya Fransa’da milliyetçilik yükseliyor mu düşüyor mu?” Cevap, “Yükseliyor.” Peki Türkiye’de niye düşüyor? Dayatılmış olması dışında neyle açıklanabilir bu?

...

Dar kafalılığın da boyutları, çeşitleri var tabii. Güya felsefe grubu derslerini azaltarak temel dini ilimleri daha fazla ve daha vasıflı okutacaklarmış. Duyan da eğitim diye bir dertleri var zannedecek.

İsmail Kara
(Arkakapak, 16)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder