17 Şubat 2017 Cuma

Memleket, vatan, yurt


Vatansızlık nasipsizliktir dedim. İyi mi ettim? Böyle bir söz söylemenin kayda değer bir gerçeği ortaya çıkardığına kanaat getirecek kim? Önce memleket derken neyi, vatan derken neyi, yurt derken neyi anladığımız hususunu sarahate kavuşturmalıyız. Ağzımızdan çıkanı kulağımız işitsin. Memleketimiz, vatanımız, yurdumuz derken, aynı şeyi, bir tek şeyi kast etmiş olabiliriz. Olmayabiliriz de. Memleket denildiğinde insan münasebetlerinin tasdikine açık bir mekân anlaşılır. Sıla-i rahim için memlekete gideriz. Yurt ise canlılığın muhafazasına, idamesine, mübrem ihtiyaçların giderilmesine müsait lüzumlu yerdir. Yalnız insanlara değil, hayvanlara, giderek bitkilere de yurt nispet edilir. Müteâl bir mefhum olarak vatan gerek memleketi, gerekse yurdu ihata etmekle kalmayıp her ikisiyle ulaşılamayan bir idraki, bir iradeyi ifade ve temsil eder.

Allah herkese, Müslim veya gayr-i Müslim herkese bir yurt, bir memleket nasip eder; ancak şuna dikkat edilsin ki, Allah’ın nasip ettiği vatan sadece İslâm’ı idrak eden kullarına mahsus kılınmıştır. Vatanı müdafaa memleketi ve yurdu müdafaanın ötesindedir. Oldubittiler vatanı müdafaa faaliyetini inkıtaa uğratabilir, lâkin nihayete erdiremez. Vatan hususunda kalkış noktamız Asr-ı Saadette tebarüz etti. Kıblemizi Kudüs’ten Kâbe’ye kıyam ile selâm arasında çevirmek suretiyle hitamına erdiğimiz bir gerçeğin tezahürü idrakimiz haline geldi. Gerçek birilerinin yüzünü buruşturuyor. İşte tam da bu gerçek vatan sevgisinin imana nispet edilmesine sebep olmuştur. Kıblesiz birinin vatan fikri edinmesi muhaldir. Türklerin diğer milletlerden üstün kılınışı ehl-i kıble vasıfları ile vakidir.

İsmet Özel
(İstiklâl Marşı Derneği, 17 Şubat 2017)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.