30 Mart 2017

Bahar, yaratıcıyla konuşmaya çıktığımız büyük bir ayindir


Eğer söze, “Ey dalgın, bak bahar geldi!” diyerek başlayacağımı düşünüyorsan yanılıyorsun. Ne sürekli insanlara iyi olmayı telkin eden bir vaiz edasıyla konuştum seninle, ne her ağzımı açtığımda ahlaktan bahsettim, ne de kardeşliğin ve dostluğun kıymetini yineleyip durdum. Biliyorum ki başkalarına sıkça iyilikten bahsedenlerin, dostluğun ve kardeşliğin kıymetini hatırlatıp duranların netameli bir tarafları hep vardır. Bunu anlamak hiç de zor değil üstelik: Eğitimciler, çocuklara davranışlarımızla örnek olmak yerine onlara nasihatte bulunmanın pek de bir faydası olmadığını iyi bilirler. Başkalarının dedikodusunu yapmaktan zevk alan bir annenin, küçük kızına dedikodunun kötü olduğunu söylemesi hiç de inandırıcı değildir mesela; cümlelerinin arasına küfür serpiştiren bir babanın oğlundan düzgün evlat olmasını istemesi de öyle. Elbette görevleri gereği insanlara iyiliği emredip kötülükten alıkoyan birileri olacak. Ama siyasetçilerin, sporcuların, şairlerin, her türden magazin esnafının sürekli birilerini işaret ederek iyilik ve ahlaktan dem vurmaları, bir “iş planlaması”dır. İyi olan ve dostluk gösteren ayrıca bunları bir söylev malzemesi yapma ihtiyacı duymaz. Bu kavramlar kötücül ruhun sargısı olmaya da pek müsaittir…

...

Ey dalgın, bak bahar geldi! O, hiçbir şey öğretmeyen tek mevsimdir. Bu yüzden en iyi öğretmenimiz odur. Çiçeklerinin pek çoğunun adını bilmesek de, hangi kokunun hangi bitkiden sızdığını ayırt edemesek de, günlerin sınavından hepimizi başarıyla geçirir. Ve telkinsizdir! İyi olmayı öğütlemez, kötülükten uzak durmak için ihtar edip durmaz, dostlukların kıymetinden dem vurmaz. Sadece kendisi olarak, kendisine kapılmış olarak ve kendisini bütün şeffaflığıyla bize açmış olarak gelir ve gider. Telkinsizlik, bu büyük vaazın biricik sırrıdır. Varlığını bahara kaptırmış biri, dünyaya, dünyanın söz dizimine geri döndüğünde, orada kararmış taşlar, taşlaşmış yasalar, yasalaşmış törenler, törenleşmiş töreler görünce, bu kez baharla karşılaşma şaşkınlığına hiç benzemeyen bir şaşkınlık yaşar. İsterseniz buna eve dönme şaşkınlığı diyelim. Ama daha ileri de gidebiliriz; bir çiçek olmadığı için, yenilenme şansını yitirmiş dünyaya dönüşün şaşkınlığı da denilebilir pekâlâ. Bahar, örgütlü bir ahlaka ihtiyaç duymadan, yaratıcıyla konuşmaya çıktığımız büyük bir ayindir. Ona ne kadar kendimizi kaptırırsak, dünyanın kapanından o kadar kurtulmuş oluruz…

Ali Ayçil

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.