30 Mart 2017

Bugünün dünyasında durmaksızın çoğalan tek şey iktidar ihtiraslarıdır


Günümüzde, bir yanda bütün sınırları kaldıran, küresel bir ufuk ve vizyona sahip bir dünya var, diğer yanda, biz Müslümanları içerisine alan, etnik sınırlara, mezhepçi sınırlara bölünmüş, bu sınırları olabildiğince çoğaltan bir başka ve çok tuhaf bir dünya var. Biz Müslümanların, içerisinde yaşadığımız dünya hakkında tutarlı ve bütünlüklü bir fikrimiz yok. Bu durum, İslam toplumlarının hem zihinsel, hem ahlaki bir problemle karşı karşıya bulunduğunu gösteriyor. Bugünün dünyasında durmaksızın çoğalan tek şey iktidar ihtiraslarıdır. İnsani yanımız, ahlaki yanımız, deruni yanımız, medeni yanımız azaldıkça, aramızdaki çatışmalar, rekabetler ve karşıtlıklar çoğalıyor. İnsani yanımız azaldıkça, konuşmak yerine, saçmalamayı seçiyoruz. Bugünün gerçeklerini söyleyebilmek için çok güçlü sözcüklere, çok güçlü bir dile ihtiyacımız var. Ortada hepimizi çok yakından ilgilendiren bir yetersizlik sorunu olduğu çok açıktır. Bulunmamız gereken yerde bulunmadığımızın ne yazık ki farkında değiliz. Farkında olmadığımız için yalnızca duygusal deneyimler biriktiriyoruz. 

Zihinsel anlamda sömürgeleştirilmeye maruz kalmak, hiçbir şeyin bilincinde ve farkında olmamakla yakından ilgilidir.


Tarihsel yanılsamaların, aldatmacaların, yalanların farkına varmayanlar, bunların sonuçlarına katlanırlar. Günümüzde yaşandığı üzere, toplumlarımızda daha çok ekonomik nedenlerle, politik nedenlerle kimi ayaklanmalar yaşanıyor. Ancak, hiçbir toplum, hiçbir hareket, akım, cemaat, parti vb. zihinsel sömürgeleşmeye karşı ayaklanmayı, bununla hesaplaşmayı düşünmüyor. Zihinsel sömürge durumunda yaşamayı sürdürdüğümüz için, emperyal oyunların, büyük oyunların, çıkarlara dayalı karmaşık oyunların parçası haline geliyoruz. Propagandacıların anlattığı öykülere inanıyor, gerçeklere uyanmıyoruz. Çoğu zaman kimi ucuz/bayağı çıkarlarımızı/bencilliklerimizi sürdürmek adına susuyor, hakikati söylemeye cesaret edemiyoruz. Hakikati söylemediğimiz için onulmaz ahlaki yaralar alıyoruz. Sahte kutsallar ve kutsallıklar adına sömürülen ve sürüklenen kitleler yalanlarla da yönetilebiliyor. Kendi kendilerine kutsallık kazandırabilen “mübarek zatlar” bilinçsiz kitleleri bütün varlıklarıyla birlikte sonuna kadar rehin alabiliyor.

Zihinsel ve ahlaki özgürlüklere ve bağımsızlığa sahip olsaydık, bütün bu olup bitenleri hakikat adına sorgulayabilecek, çaresiz olmadığımızı kanıtlayabilecektik. Hangi tür çıkar mülahazası tarafından araçsallaştırılmış olursak olalım, bu tercihimiz sebebiyle, kendi kendimizi değersizleştiriyor, anlamsızlaştırıyoruz. Çıkar mülahazalarına, bencilliklere, ucuz/bayağı ihtiraslara, ucuz/bayağı karşıtlıklara direnerek, direnilebileceğini göstererek nitelikli ve onurlu bir hayata yeniden dönebiliriz.

Atasoy Müftüoğlu
(Ukba Dergisi, İktidar İhtirasları, 01.10.2016)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.