7 Mart 2017

Masumların ömür boyu ödemeye mahkum edildiği bedeller


AK Partili genç bir kadın siyasetçi yazdı bana: Fetöyle mücadele sürecinde gözlemlediği bazı hataları dile getirdiği için hiç tanımadığı biri tarafından Fetöcü ilan edilmiş, o da dava açmış, mahkemesi sürüyor. Tabii Fetöcü olmadığını ispatlaması bekleniyor. Bunu kolaylıkla yapabilir, çünkü aynı zamanda Selam-Tevhid davasında mağdur ve müşteki. Yani hem Fetöcü olduğu hem de Fetö mağduru olduğu gerekçeleriyle iki davası var. Emniyet yetkilileri paylaşımlarında bir Fetöcülük göstergesi bulamadı, ancak şikayet yapıldığında soruşturma devam etmek zorunda. Siyasetçi genç kadın da hiçbir şekilde ilişkili olmadığı bir yapıya mensubiyeti iftirası yüzünden kişilik haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle karşı şikayetçi oldu. Mahkemelerin bu tür suç duyurularıyla uğraştırılması ayrı bir problem, ama daha sorunlu olan şu: Dava sonucu ne olursa olsun davalının adı Fetöcülükle lekelenmiş gibi oluyor, çok güçlü korunma sebeplerinden yoksunluğunda.

Bunlardan daha kötüsü tutuklananlar ve tutuklu kaldıkları süre içerisinde askıya alınan hakları elbette. Bir darbe ertesinde belki bazı ihlaller anlaşılabilir. Ancak siyaset ve medyada ihlaller sonucu ortaya çıkan yeni tür –sorunu merkezinden uzaklaştırmaya müsait- zanlara izin vermeyecek etkili söylemlerin ağırlık kazanması gerekiyor. Fetöcülük suçlamasının kimi küçük adamlarca bir kariyer fırsatı olarak istismarına izin vermeyecek bir siyaseti talep ediyor toplum. KHK’lar konusunda da kamuoyu vicdanı, darbe girişimi ve Fetöcülük bağlamında üst düzeyde sorumlu olanların teşhis edilip cezalandırılmasına ihtiyaç duyuyor.

Ergenekon gözaltı ve tutuklamaları sırasında da toptancı yargılamaların sebep olduğu haksızlıkları eleştiren yazılar yazmıştım. 1990’ların başlarındaki vahşeti hep hatırlamalıyız, ama nasıl? Çeşitli kişi ve gruplar faili meçhul aydın cinayetlerinin faili olarak ekranlardan teşhir ediliyordu. Bizzat yaşadığımız veya şahidi olduğumuz haksızlıklar, masumların ömür boyu ödemeye mahkum edildiği bedeller konusunda taşıdığımız sorumluluğu öğretmiş olmalıydı.

Zanla iştigal derin bir kuyu, tıpkı romanda tasvir edildiği üzere… Selami’yi, Fadime’yi ve daha nice insanı içine çeken o karanlık kuyunun kapanması bizim ferasetli yaklaşımlarımızla mümkün. Dilcefa köyü insanın diliyle sınandığı, insanın yenik düştüğü bir yer. Mağlup olmamak için bize gereken Karahüseyin’in romanındaki gibi hakkı, hukuku, adaleti hatırlatacak, içimizde taşıyacağımız bir Nazar Ana kişiliği.

Cihan Aktaş

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.