27 Mart 2017

Şu an kutsal olmayan kişiler kutsal rolündeler

Cumhuriyetle birlikte bütün dergâh, tekke ve zaviyeler kapatıldı. Bu sebeple de eğitim ruhsuz ve maneviyattan yoksun bir yapıya büründü. Tamamen seküler bir eğitim sistemine geçtik, ilahiyat da buna dâhil… Bu bağlamda geleneksel eğitim sistemiyle modern eğitim sistemini kıyaslar mısınız? 

Çok doğru… 30 Kasım 1925’te yani dergâhların kapatıldığı sırada İstanbul’da kayıtlı, açık, faaliyette bulunan dergâh sayısı 400 küsurdu. İstanbul’un o zamanki nüfusu 600 bin civarında. 600 binlik bir şehirde 400 dergâh açık bir şekilde faaliyette bulunuyor. Hadi diyelim içlerinde sıkıntılı olanlar var ama bunların hepsi mi kanunsuz ve devleti ele geçirmek için çalışma yapan yerler? Hiç alakası yok. Mustafa Kemal Paşa’nın çocukluğu bile Selanik Mevlevihanesi’nde geçiyor. Babası Ali Rıza Efendi’nin terekesinde bir Nakşi şeyhinin Miftâhü’l-kulûb isimli eseri çıktı en son. En yakın silah arkadaşı Çanakkaleli Tatar İzzet Paşa Çanakkale Uşşakilerinden… Hasan Ali Yücel, Mevlevihane’de doğup büyüyor. Nazım Hikmet, Halep Mevlevihanesi’nin çocuğu. Dergâhın kuyusu” adında bir şiiri var. Anlatabiliyor muyum? Yani dergâh, tekke öyle kötü imaj sahibi değilken birdenbire ne oldu da toptan bir karalamaya maruz kaldı. Kadızadelilerden Kemalistlere uzanan bir çizgide “Tekkeler Yıkılmalıdır” slogan oldu, bu adla kitaplar yazıldı. (Bkz. Derin Tarih, Şubat 2017).

Peki, o zaman niye kapatıldı onca tekke? 

O hâlâ bir soru işareti. Bilinen gerekçe Şeyh Said isyanı. Muayyen bir kişinin muayyen bir yerdeki muayyen bir hareketi bütün bir yapıya hamledildi. Suçun şahsi olduğu söylenir ama öyle olmadı. Bir kanunsuz iş yapan doktor yüzünden bütün hastaneleri kapattık gibi bir durum. Absürd bir durum anlayacağınız. Bana göre esas sebep zihniyet uyuşmazlığı. Fransız devrimcileri niye manastırlara saldırdılarsa bu da aynısı.

Şu an seküler bir sistem var. Bu seküler sistemin içinde manevi değerlere nasıl referans gösterilecek? Ya da önce şunu sorayım: Seküler/sekülerlik nedir?

Seküler tanımını bile doğru tanımlamak gerekecek. İki tip seküler insan var. Birinci tip, bir ömür manastırda yaşıyor. Manastırın dışında bir hayatı yok. Evlenmeyecek, iş tutmayacak, işi sadece “Sacerdotal” denilen yani kutsal işlerle, namaz, niyaz ve ibadetle meşgul olacak. İkinci grup insan ise sivil toplumda hayatı olacak, işi olacak, eşi olacak ve arada bir o manastıra gidip gelerek manastırdaki insanların dünyalık işlerini karşılayacak. Seküler, bizim toplumumuzda yanlış tercüme ediliyor. Seküler, ateist oldu bizde. Seküler ateist değildir. Sekülerin ideal karşılığını gelin kendi kültürümüze adapte edelim: Mesela Konya’da Mevlana Asitanesi var, Hacıbektaş’ta Bektaşi Asitanesi var değil mi? İstanbul’da Yenikapı Mevlevihanesi var, Galata Mevlevihanesi var vs. Bazı dervişler orada yaşarlar, mücerred denilir onlara. Çileye girerler. Anlatabiliyor muyum? Bunlar kutsal kişilerdir. Dış dünyayla çok fazla bağlantıları yoktur. Bir grup insan ise haftanın belirli günlerinde dergâha gelirler. Zikre iştirak ederler. Sonra evlerine dönerler. Dergâhta yaşamazlar. Dergâh dışı hayatları olur. İşte o dergâh dışı hayatları olan kimselere “seküler” denir. Yani normalde bunlar maneviyatı, dergâhı inkâr eden kimseler değillerdir. Türkiye’de maalesef öyle algılandı. Binaenaleyh Türkiye’de her kavram gibi gerçek sekülerliğin de oturması lazım. Gerçek sekülerlikte kendini ibadete verecek insanlara bir yer açılması gerekir. Yüzlerce dergâhta kendini vakfetmiş, ciddi manada bir dergâh hayatı yaşayan insanlar olacaktır. Onlara gerçek dervişler denir. Şu an olduğu gibi çakma derviş değillerdir onlar. Dervişliği tam zamanlı yaşarlar. Öyle insanlarda belirli açılımlar olur, belirli kerametler olur. Doğal olarak olur ve onlar insanların saygısını kazanırlar. İnsanlar, dinlerini öğrenmek veya sorularını sormak için onlara gelirler. O âlim/ârifler de onları aydınlatırlar. Siz şimdi bu mübarek dervişleri kovdunuz. Sonra da birileri hakları olmadan bu mübareklik makamına soyundular. Problem bundan kaynaklanıyor. Şu an kutsal olmayan kişiler kutsal rolündeler. Hatta öyle insanlar var ki mafya babası gibi örgüt yönetiyor ve aynı zamanda kutsal adam rolü oynuyor. Bu mümkün değil, asla mümkün değil. Tasavvufun insan eğitim merkezli duruşu gerçekleştirilemeyince, bunun önü tıkanınca ister istemez sahte seyr-i sülûk mekanizmalarının önü açıldı. Buna Rene Guenon, “sahte inisiyasyon” der. Veyahut içi boşaltılarak bir tür “Yeni Çağ Akımları” hâline getirilen yapılara dönüşünce ancak izin verilir oldular. “Gelenek”teki yapıyla alakası olmayan tarikatvari oluşumlar ortaya çıktı. Dikkat edin “tarikatvari” dedim.

Mahmud Erol Kılıç
(YeniBirlik, 24.03.2017)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.