19 Nisan 2017

Günümüzde Müslümanların arasında da deizm yayılıyor

Modern ‘Deizm’ 16. yüzyıldan itibaren Batı’da tartışılmaya başlanır. Hıristiyanlığın ana metinlerindeki tahrifatlar, metinlerdeki anlatılanların doğruluğu hakkındaki kuşkular felsefi ve teolojik tartışmaları alevlendirir. Kilisenin kurumsallığı, katı din anlayışı, kilisenin ürettiği ruhbanlık dolayısıyla geleneksel inançlarda aşınma başlar. Hıristiyanlığın tek tip, tek düze baskıcılığı, dünyayı dünya gerçekliğinden farklı yorumlayışı aynı zamanda bu öğretilerden kopmayı da getirir. Kilisenin ürettiği Tanrı anlayışını reddeden ve bunun karşısına aklı koyan ve akılla dünyanın daha güzel inşa edilebileceğini savunan ‘Deizm’ kendini gösterir. Deizm, Din adamlarının ruhsal otoritesine karşı çıkar. Samuel Johnson sözlüğünde, ‘Deizm’i: “Tanrı’ya inanç, fakat dinsel imanın diğer tüm öğelerini reddetmek” olarak tanımlar. Batı’daki ‘Deizm’ aslında çok güçlü filozof ve düşünürler de çıkardı. Lord Herbert, Thomas Morgan, Descartes, Spinoza, Rousse, Voltaire, Immanuel Kant… İslam’da ruhban sınıfının olmaması, dinin katı bir kurumsal yapı öngörmemesi, dini otoritenin kilisedeki ve ruhbanlıktaki gibi tanımlanmaması ve dini hareket alanının sadece din adamlarına bırakılmaması, din ve dünya işlerinin uhrevi ve dünyevi olarak kesin sınırlarla ayrıştırılmamış olması, aklın ve ruhun dışlanmaması dolayısıyla Batı’daki gibi sert ‘Deizm’ düşüncesi görülmez. Yukarıda isimlerini saydığımız filozof ve âlimler dinsizlerin, ya ha Hıristiyan, Yahudi düşünürlerin İslam peygamberi ve nübüvvet hakkındaki eleştirilerine cevap verme amacındadırlar.

Günümüze geldiğimizde Müslümanların arasında da ‘Deizm’in yayılmakta olduğunu, ülkemizdeki gençlerin dine mesafeli yaklaştıklarını görebiliriz. Ahlaksızlaşan, yüzsüzleşen ve hayatta iyiliği, adaleti temsil etmesi gerekirken dini öğretilerin tam tersine kötülüğe, zulme evrildiğini görmek insanları İslam’a karşı soğutuyor. Dini ilkelerin sosyal hayatta, pratikte görünmemesi moral, motivasyon kaybına yol açıyor. İslam’ın özünden arındırılması, ruhunun yitmesi insanımızı da derinden yaralıyor. Ne yazık ki Batı’nın yüzlerce yıl önce yaşadığı dini, sosyal buhranı biz şimdilerde yaşıyoruz. Hem de daha zor şartlarda. İslam’ın ilk dönemlerinde ruhban sınıfının olmadığını belirtmiştik. Bugün meşruiyeti kendinden menkul cemaatler, tarikatlar ruhbanlık üretiyor. Beşinci sınıf teorilerle kitleler hipnozite ediliyor. Allah’ın, Peygamberin insanlara yüklemediği misyonlar, dini unvanlar çeşitli kurumlara ve kişilere etiketleniyor. Kriz dönemlerinde, sıkıntılarda insanların, Müslümanların yanında yer almaş gerekenler kurumların, statükoların yanında mevzileniyor. Bu zor dönemlerden, buhranlardan sağ çıkanlar da kendilerini Batı’da neşv-ü nema bulan ‘Deizm’in kucağına atıyor. Başkaca alternatif de yok zaten. Çünkü kötü kullanılan, dünyasal güce araç haline getirilen İslam insanları kucaklayacak sıcaklıktan, ruhtan, merhametten arındırılıyor. Batı’da kilise ve din adamları marifetiyle bozulan, tahrif edilen metinler dolayısıyla insanlar dinin alanından kaçıyor. Bizde ise bozulmamış, tahrife uğramamış kaynaklar ilim adamlarının, siyasetçilerin elinde oyuncağa döndürülüyor. Her iki dünya içinde düşünen, akıl eden namuslu bireyler için dinden kaçmak dışında bir alternatif bırakılmıyor. Evet, ‘Deizm’ Batı’da çok büyük filozof ve düşünür yetiştirdi ama bizde bunlar çapında kafalar da çıkmayacak…

Muaz Ergü

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.