26 Nisan 2017

Hakikat ile sanallık


Yalın hakikat ile gerçek-dışılık arasındaki sınırın çözüldüğü ve bulanıklaştığı çılgınlık yüklü bir zamanda yaşamaktayız şimdi bizler. Televizyon dizilerinden bildiğimiz bir oyuncuyla gerçek hayatta herhangi bir yerde karşılaştığımızda bocalıyoruz. Niçin bocalıyoruz? Çünkü o oyuncunun gerçek kimliği ile televizyon dizisindeki rol kimliğini ayırt etmekte zorlanıyoruz. Hakikat ile sanallık sınırının bulanıklaşması işte böyle bir durumdur. Acayiplik ya da çılgınlık buradadır. O meşhur oyuncunun televizyon dizisinde rol yaptığını (oyun oynadığını) unutabiliyoruz. Unutmasak bile hakikat ile oyunu karıştırıyoruz. Edebiyat kuramcısı Todorov da aynı durumdan yakınmaktadır: “Bir rolü, o rolü üstlenen aktörün kendisiyle karıştırmamak gerekir.” İşte bütün bu bulanıklaşmalar bizde algı (idrak) karmaşasına yol açıyor. Böylelikle de anlamsızlık oluşuyor. Fransız düşünür Jean Baudrillardyararsızlık mantığı” demektedir bu anlamsızlığa ve anlamsızlığı şöyle izah etmektedir: “Günümüzde olaylar artık gerçekten olup bitmemektedir. Bunun nedeni canlı yayın adı altında gerçekleştirilen üretim ve dağıtımdır. Olaylar bu canlı yayın denilen boşluk içinde kaybolup gitmektedir.

Olayların gerçekten olup bitmemesi, Baudrillard’ın ifadesiyle, illüzyondur. Yani gözbağcılıktır ki sanallık dediğimiz muğlâklığa varıyoruz. Muğlâklık yani boşluk. Canlı yayının adı canlıdır fakat buradaki canlılık bir yanılsamadır. Sadece televizyon değil, internet ortamı da canlı yayındır. AVM’lerdeki veya şehir meydanlarındaki dev ekranlarda gördüğümüz ürün tanıtımları da birer gözbağcılıktan başka bir şey değildir. Adım başı her yerde karşımıza çıkan (gözlerimizin içine sokulan ve hatta başımıza kakılan) billboard dediğimiz reklâm panoları da böyledirler. Gündelik hayatımızda artık her şey tüketimi özendirme üzerine inşa edilmektedir. Öyle ki, tüketmeye yeterince gönüllü olmayanlar toplum içinde hor görülmektedir. Burada bir toplum baskısı söz konusudur. “Bu çağda otomobilsiz olmaz ki canım” türünden söylemleri hep işitiyoruz. İşte bu türden söylemler toplumsal baskıdır ve otomobilsiz bir ömür sürmek sanki imkânsızmış algısı oluşmuştur. İşbu algı aslında dayatmadır.

Tüketim kültürünün bir diğer çıkmazı da korku unsurudur. Şöyle ki: Herhangi bir reklâm kuşağını seyrettiğimizde şu türden korkutmalara maruz bırakılıyoruz: “Bizim firmamızın diş macununu kullanmayacak olursanız dişleriniz çürür.” Bir başka örnek: “Bizim ürettiğimiz bebek bezini kullanmayan ailelerin bebeklerinin popoları pişik içinde kalır.” İşte bütün bu reklâm sloganları birer korkutma taktiğidir. Oysaki insanlık on binlerce yıl boyunca otomobil veya diş fırçası kullanmaksızın varlıklarını sürdürmeyi başarmışlardır. Şüphesiz ki teknoloji de bir nimettir. Eski insanlar diş hekimliğinin şimdiki imkânlarından mahrum kaldıkları için dişleri apse yaptığında çok ıstırap çekmişlerdi. Teknoloji bizi pek çok sıkıntıdan kurtarmıştır. Veba gibi, kolera gibi bulaşıcı hastalıklardan kurtarmıştır. Ne var ki ileri veya yüksek teknolojinin o sınır tanımayan büyüleyiciliği bizleri acımasızca tutsak edinmiştir. Daha da ötesinde, laboratuvar ortamında birtakım virüsler üretilerek hiç tanımadığımız yeni salgın hastalıklar başımıza belâ edilmiştir. İnsanlığın karanlık geleceğini anlatan bilim-kurgu filmlerinin ana teması da teknolojinin baş döndürücü hegemonyasıdır. Eşyanın bendesi olmak dediğimiz o tehlikeli yerdeyiz artık. Akıllı robotların insanlara hükmettiği bilim-kurgu senaryolarını çoktan yaşamaya başladık bile. Çağımız insanı internet bağımlısı değil midir? İşte size eşyanın egemenliği! Bizler artık kendi irademizle hareket edemiyoruz. Sinema perdesindeki oyuncular gibiyiz. Bizlere dayatılan senaryoların figüranlarına dönüşüyoruz her geçen gün. Postmodern hayat işte kısaca böyle bir hayattır. Ve bizler bu karanlık hayatı konfor tutkusuyla kolayca, hiç sorgulamaksızın, neredeyse gönüllü olarak kabulleniyoruz.

İleri teknoloji biz insanları büyülüyor, insanlığımızı tırpanlıyor, gündelik hayatımızın doğallığını tehlikeli bir şekilde yanılsamalar âlemine boğuyor.

Metin Savaş

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.