25 Nisan 2017

İnsandan insana giden yol


Sekiz aydır bu caddede işe gidip geliyorum” diye mırıldandı psikolog genç kız, “bugüne dek baş örtümden dolayı bir söz işitmemiştim. Halk oylamasından hemen sonraydı. Karşıdan karşıya geçerken bir kadın gözlerini gözlerime dikerek sert sert bakmaya başladı. Tam yanımdan geçerken, ‘her yerdesiniz, bir bitmediniz !’ diye tıslayarak yanımdan geçti.” Bir meslektaşım Cuma namazı çıkışında bir kavgaya tanık olmuş. Cuma namazından dağılan cemaatin içinden gençten birisi, cami çıkışında evet broşürlerinin dağıtılmasına itiraz etmiş ve “Burası Allah’ın evi, buraya siyaset karıştırmayın” şeklinde bir itirazda bulunmuş. Bunun üzerine aynı cemaatten daha yaşlı bir fert bağırıp çağırmaya başlamış, “Hepimiz Evetçiyiz, Hayır diyen teröristtir, sen terörist misin?” “Amcayı çok zor yatıştırdık” diyordu meslektaşım. Bu iki örnek, toplumsal gerginliğin dürtüsellik ile birleştiğinde sosyal dokuyu ne ölçüde tahrip edebileceğinin yakın zamanda yaşanmış örnekleri. O halde insandan insana giden yolu bir kez daha hatırlamanın tam sırası.

Öteki var olmadığında ben yokum. Gözüm karşımda bir nesne arıyor, insan dünyaya düşmekle bir ilişki arıyor. Tutunacak bir dal, uçurum aşağı kayıp düşmemek için bir tutamak. İlişki konuşmak demektir. Bebek gözleriyle konuşur, varlığının annenin gözlerinde yansımasını ister. İnsan iletişimi çok katmanlı bir yapı, duyguları iletmeye ve saklamaya yarar, yalan söylemeye yarar, gönül okşamaya ve kırmaya yarar. Ötekiyle doğru bir iletişime girme arzumuz onunla hemhal olabilmekle mümkündür ancak, onun var olma biçimine, dünya görüşüne nüfuz edebilmem ve onunla ortak bir anlam oluşturabilmem için onun dilini bilmeli, o dilden konuşabilmeliyim. Kendi kavramsal çatımı ona dayatmak yerine onun dilinde hünerli olmalıyım ki kendi arzu, tarafgirlik ve önermelerimi bir kenara bırakarak bir konuşma başlatabileyim. Kendimi bir bilmeme noktasına yerleştirerek başlamalıyım işe. Önce dinlemeyi öğrenmeliyim, her şeye hemen tepki vermek zorunda değilim. Bu ilk sessizlik bizi pek çok esaretten azat eder. Muhatabımı bütün insanlığı ve o insanlığın bütün karmaşıklığı içinde algılayabilmemledir ki onunla karşılıklı bir ilişki için ilk adımı atmış olurum. Derdim onun dünyasına girmek, onunla olmak, ikimizin de ‘ötekilerden biri’ olduğunu kabullenmek. Her birimiz bir başkasına ötekiyiz. Mavi gezegende her birimiz ötekine bağlı ve bağımlıyız. Bu yüzden insanlığımızın en derin katmanlarında sevgi ve sevebilme yeteneği yatar. Bir toplum evladını seven anne babalarla serpilip gelişir. Sevgiyi vermekle sevebilmeyi öğretir anne baba, sevmenin mümkün olabildiğini öğretir. İnsan daima yakınlık arayan bir varlık. İnsan ruhunun bugün yaşadığı büyük kriz sevebilme yeteneğimizin törpülenmesinde yatıyor. Dünyaya baktığımızda bir düşmanlar ordusu görüyor, masum tabiatı dahi ehlileştirmezsek canavarlaşacağını varsayıyoruz.

Kemal Sayar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.