13 Nisan 2017

Kendine kör bir insan dünyayı hangi berraklıkta görebilir?


İnsanları değiştirmek istiyoruz ancak onlar tarafından değiştirilme düşüncesi bizi dehşete düşürüyor. Bir misafiri kapıda karşılar karşılamaz onu soru yağmuruna tutarsanız bu nezaketsizlik addedilir, önce onu içeri alır hoşâmedî eder, sonra sohbete başlarsınız. Kendi öznelliğimizin, kendi duygularımızın farkında olmakla düşüncelerimizdeki katılık yerini esnekliğe bırakabilir.

Bir örnek vereyim: Geçtiğimiz haftayı Floransa’da Avrupa Psikiyatri Kongresi’nde geçirdim. Orada iki tanınmış bilim adamı bir oturumda münazara ediyor, biri sözgelimi ‘’esrar her ortamda yasaklanmalıdır’’ı savunuyor, diğeri ‘’yasaklar ilgiyi çoğaltır’’ı. Her ikisi de bilimsel kanıtlar sunuyor ve sonunda kimin haklı olduğuna izleyici karar veriyor. Jüri başkanı olan bilim adamı, tartışmalardan sonra, ‘’şimdi size beş dakika’’ dedi, ‘’bu beş dakikada karşıt görüşün ne denli haklı olduğunu savunacaksınız’’.

Çok eğitici ve adam edici, karşıt görüşü savunmak zorunda kalmak. İnsanın ideolojik keskinliklerini törpüleyecek bir deneyim. Bu egzersizi hayatın bizi kuvvetli taraftarlıklara zorladığı konularda deneyebiliriz. Bir tür hayal alıştırması, muarız saydığımız insanların neler düşünüyor ve hissedebiliyor olacağına dair bir temrin.

Başka hayatların tanığı olduğumuz kadar kendi hayatlarımızın da tanığıyız. Kendine kör bir insan dünyayı hangi berraklıkta görebilir? Gördüğümüz her şeyi kendi benliğimizin prizmasında kırıp döküp görüyorsak, benlik yanılsamasından başımızı kaldıramıyorsak, İlahi bilgiden uzağa düşmüşüz demektir. İçin için, asit gibi yanar o akıl. Ne kadar sahicisin, bir sor kendine. Görgü şahidi olduğun şu hayatın ne kadarını sen kendi iradenle yazdın, ne kadarı eline tutuşturulan repliklerden ibaret?

Kemal Sayar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.