24 Nisan 2017

Organik derviş olmak



Elli küsur yıllık hayat tecrübemden hâsıl olan kanaate göre insanoğlunun azgınlık, sapkınlık, arsızlık, şımarıklık, dalkavukluk gibi tüm yozlukları bu âlemdeki varlık ve varoluşun “bugün var, yarın yok”tan ibaret olduğu hakikatini kasıtlı unutma iradesinden doğar. Bu iradenin temelinde ise dünyadan kâm alma muradı yatar. Fani hayat dünyevî nimetlerden azami oranda kâm alma muradına bağlanınca, insan bu murada ermek için her türlü ahlaksızlığı gayet tabii davranış gibi kodlar; hatta rezileti fazilet bile sayar. Kanaatimce, insanın olumlu anlamda insan/adam olması için en esaslı formül, organik/doğal dervişliktir.

Organik nitelemesi bahse konu dervişliğin kurumsal tasavvuf ve profesyonel sofuluktan bambaşka bir anlam içerdiğini belirtmek içindir. Profesyonel sofulukta, dinî değer ve kavramlar vesilesiyle devşirilen maddi-manevi sermayenin dünyevî yatırımlara dönüştürüldüğü iyi bilinmektedir. İnsanın azgınlık, arsızlık, şımarıklık gibi ahlâkî dertlerine deva olacağına inandığımız organik/doğal dervişlik ne “bir lokma bir hırka”cılık, ne âlemdeki diz boyu kötülük karşısında teolojik yalakalık ve ne de “leyse fi’l-imkân ebdeu mimmâ kân” (varolması mümkün âlemler içinde en iyisi ve en güzeli işbu âlemdir) mottosunda ifadesini bulan felsefî-tasavvufî polyannacılıktır.

Organik dervişlik, öncellikle insanın her daim “işte geldik gidiyoruz” duygusunu aklından/fikrinden çıkarmaması, dünyevî olan ve dünyada kalan cezbedici metalar karşısında şehvetini dizginleyebilmesi, ağzından su akmasını engelleyebilmesi, her hâlükârda perhizi bozmamayı başarabilmesidir. Kısacası, organik dervişlik, dünyaya mesafe koyabilmek, dünyevî olanın cazibesi karşısında tok gözlü olmayı başarabilmektir ki bunun İslam geleneğindeki özgün adı zühd ve zahitliktir.

Zahidlik, riyazet ve halvet adı altında insanın kendine eziyet etmesi, terk-i terk adı altında kendi varlığını sıfırlayıp silmesi ya da şikeftiyye diye anılan kimseler gibi mağaraya çekilip tam bir inziva halinde dünyadan el etek çekmesi değil, bilakis maddi/fiziki varlığıyla toplumsal hayatın içinde olduğu halde manevi/ruhi varlığıyla periferide kalmayı başarması, dolayısıyla aç kurt gibi dünya malına, makama, mevkiye saldırmak yerine fedakârlık, diğerkâmlık, kanaatkârlık gibi erdemlere ram olmasıdır. Hepsinden önemlisi de insanın hem Allah’la, hem insanlarla hukukunda ivazsız-garazsız ilişki kurmayı en temel ahlaki ödev saymasıdır. Bu vesileyle belirtmek gerekir ki Kant’ın “ödev ahlakı” ve “ahlak kanunu” kavramlaştırması özellikle teistik subjektivizmi savunan, yani “Allah, hırsızlık iyi deseydi çalıp çırpmak salih amel olurdu” demekle aşağı yukarı aynı kapıya çıkan teolojik ahlak nazariyelerinden çok daha ahlaklıdır.

Organik dervişlik, toplumsal düzlemdeki bunaltıcı gelişmeler ve refah seviyesindeki yükselişlerle koşut olarak ortaya çıkan çok yönlü anomaliler karşısında hissedilen bezginlik, bıkkınlık, usanmışlık gibi sıkıntılardan sıyrılıp başı serin, gönlü ferah tutmak için de çok iyi bir çaredir. Nitekim İslam tarihinde ön plana çıkan ilk zahitlik tecrübeleri de gerek Hz. Peygamber’in vefatından kısa bir süre sonra yaşanan ve ümmetin sinesinde çok derin yaralar açan Cemel, Sıffîn, Kerbela gibi trajik olaylar, gerek fetihler ve ganimetlerin artışıyla maddî refah seviyesindeki yükselişle birlikte dünyaya ram olmalar ve yozlaşmalara tepki olarak zuhur etmiştir. Hasen el-Basrî, Mâlik b. Dinar, Süfyan b. Uyeyne gibi şahsiyetler hem yozlaşmadan korunmanın, hem de dünyevileşmenin kirine pasına bulaşmamanın çaresini zahitlikte görmüş ve bu yüzden, Kafka’nın deyişiyle, “Huzur mu istiyorsun; az eşya, az insan” fehvasınca yaşamayı seçmişlerdir.

Organik derviş olabilmenin imkânı hakkında birkaç husus zikredilebilir. Birincisi, insanın kendini bildiği günden itibaren sabır, şükür, tevekkül, ihsan gibi kemal vasıflarıyla bezenmiş olmasıdır ki bu tür vasıflar toyluk çağında bile insanı “Allah dostu” kılabilir; ancak bidayetten itibaren bu tür kemal vasıflarıyla muttasıf olan insanlar pek nadirdir. İkincisi, hayatta derin acılar yaşamak ve bu acılar vesilesiyle olgunlaşmaktır. Üçüncüsü, uhrevi âlemin kapısından geri dönmekle eşdeğer bir musibet atlatmak ve bu sayede uslanmaktır. Dördüncüsü ise Azrail’le karşılaşmak ve son nefeste kaçınılmaz olarak doğal dervişlikte karar kılmaktır; lakin dervişlik uhrevi âlemde değil, bu dünyada hurdahaş olmadan önce lazımdır.

Prof. Dr. Mustafa Öztürk
(Karar, 22.04.2017)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.