03 Nisan 2017

Umut, bağımsız bir dil ve bilgiyle başlar


İslami ufuklara ve farkındalıklara (takva) yabancılaştığımız için, hayatın somut yapılarıyla, gerçeklikleriyle ilgilenmeyen, hayatın somut yapılarını ve gerçekliklerini dönüştürmek gibi bir amaç/iddia taşımayan bireysel dindarlıklardan ibaret bir çerçeve içerisinde kendimizi İslam’a nisbet etmeye devam edebiliyoruz. Artık, ne düşünce hayatımız, ne kültür hayatımız, ne de ilahiyat hayatımız İslam’ın, imanın örgütlenmiş, somutlaşmış, somutlaştırılması gereken bir kamusal tezahürü olduğundan, olması gerektiğinden hiç söz etmiyor, bu konuyu telaffuz etmekten çekiniyor, bu konuyu telaffuz etmeye cesaret edemiyoruz. İslami ilgi soyut tasavvurlar/tahayyüller zemininde sürdürülüyor. Bireysel dindarlığı nihai bir tarza dönüştüren Müslümanlar, bu nedenle İslami anlamda, siyasal, ekonomik, hukuki sorumluluk almak istemiyor; bu alanların seküler kesinlikler tarafından belirleneceğini düşünüyor. Seküler akıl ile Müslüman vicdan arasında tuhaf bir uzlaşma sağlanarak bütünüyle harama/küfre dayalı bir ekonomik sistem toplumsallaştırılabiliyor, kurumsallaştırılabiliyor, kavramsallaştırılabiliyor. Böylesi bir toplumsallaşma ve kurumsallaşma, toplumsal bir rahatsızlık sebebi olmuyor.

Bulunduğumuz yer, nihai hakikatin ifadesi olan sözün, bütünlük bilincinin, içtenlikli özeleştirinin tükendiği yerdir. Zihinsel sömürge durumundan sağ kalarak çıkmayı başarmak için, mevcut durumun aşılabileceğine çok güçlü bir biçimde inanmak gerekir. Bağımlı bir dilin, bilginin sınırları içerisinde kalarak umutlanamayız. Umut, bağımsız bir dil ve bilgiyle başlar. İslami referansları kendi bencil amaçlarımıza hizmet edecek şekilde yorumlamaya çalışmaktan, kendi gerçekliğimizi tek ve dokunulmaz gerçek gibi sunmaktan vazgeçmeliyiz.

Atasoy Müftüoğlu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.