02 Mayıs 2017

Ahmet Mithat Efendi ve Beykoz


Bir seksen beş boy. Bu boyla orantılı geniş omuzlar. Geniş omuzlarla orantılı şişkin mi şişkin pazular. Sigortası atmış pazularla orantılı iri eller ve uzun parmaklar. Kocaman bir göbek. Onu taşıyamıyormuş gibi öne doğru eğik bir bel. Beyazları karalarından çok gür bir sakal (…)

Terziden alındıktan sonra bir daha ütü yüzü görmemiş bol ceketi, bol pantolonu, hemen her vakit yamalı potinleri, Halep kumaşından devrik yakalı, kolasız gömleği, eski ve güneşten kurşunileşmiş siyah kravatı, tarağa özlem çeken çalı süpürgesi saçları ile onu görenler ya bir pehlivan eskisi ya da düşkün bir mirasyedi sayarlar. (…)

Beykozluların”Hızır Baba” adını taktıkları Ahmet Mithat Efendi boğazına da düşkündür. Ete pek yüz vermese de hamur yemekleriyle pilava bayılır. Tatlılardan ise kabak tatlısına çağrı çıkarır. Yalnız onun pekmezle pişirilmesi, üstüne de löp löp ceviz dökülmesi gerekir. Mithat Efendi bunları yiyip içerken yarım sürahi büyüklüğündeki su bardağını da yanından hiç eksik etmez. (…) Sırmakeş Suyu’nun tapusu Ahmet Mithat’ın üzerinedir. Su, kocaman fıçılara doldurulup arabalarla Beykoz’a getirilir. Ordan da mavnalarla İstanbul’a taşınır. Ne ki Beykozlular Sırmakeş Suyu’nu para vermeden ve de bol bol içer. Bu yüzden kimileri, sırf bu sudan içebilmek için yazın Beykoz’da ev kiralarlar. (…)

Salah Birsel
(Boğaziçi Şıngır Mıngır, Sel Yayıncılık)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.