31 Mayıs 2017

Gazali, İslam düşüncesini doğru yola oturttu


Haçlı olaylarının çizdiği hazin tablo, Muhyiddin-i Arabi gibi ümmet ulularının maneviyatında bir rahne açamamış, karamsarlık ve umutsuzluk bulutları bu yüce gönülleri kaplayıp karartamamış, o yüzden de, karşılaştıkları zatlar ne kadar erişilmez olursa olsun, sonra geleceklerin belki de onlardan da büyük olabileceği iyi zannını taşımışlar ve belirtmişlerdir. Bu yüzdendir ki, diğer büyükler gibi, Muhyiddin-i Arabi de bir köşeye çekilip imanını kurtarmaya çalışmakla yetinme gibi bir yolu tutmamış, yolları urgan gibi beline dolayarak şehir şehir, ülke ülke dolaşmış, bilginleri aramış, onlardan yeni bir şeyler öğrenmek istemiş ve kendi bildiklerini ve bulduklarını da, istidatlı gördüğü kişilere, gençlere, soyunun getirdiği cömertlikle, öğretmiş, adeta güneşin ışığını ortaya saçması gibi, bilgi ve iç alem görüşlerini sergilemiştir.

Kimileri sanır ki, Mevlana'da belli bir andan sonra ansızın büyük bir değişiklik olmuş, birdenbire, olduğundan bambaşka bir Mevlana doğmuştur. Oysa, hiç bir değişim ve oluşum, birdenbire olmaz. Derinlerde, görünmeyen planda, yavaş ve uzun bir hazırlanma dönemi olur. Bir deprem gibi. Biz sanırız ki, deprem ansızın olur. Gerçekteyse, kimbilir, toprağın derinliklerinde, ne kadar zaman, nice fiziki ve kimyevi etki, karşı etki oluşum serilerinin birbirini izlemesinden sonra, yeraltına sığmayacak hale gelen patlamanın yeryüzüne çıkması zaruret haline gelmekte. Patlama, volkanik dağ uçlarında, yanardağların harekete geçmesi, faaliyete başlaması şeklinde olur, nispeten düz yerlerde de, sarsıntı biçiminde kendini belli eder.

Ruhtaki oluşumlar da bir bakıma böyledir. Yalnız şuurumuzun değil, şuuraltımızın da uzun bir sürede kendine mahsus bir tarzda bir eğitim alması söz konusudur. Anonim arketiplerin şuuraltında şahsileşmesi, bir hayli çile sonucu gerçekleşen mutlu bir olaydır. Bir ruhun olgun, ama taptaze, yeni, hatta beklenmedik bir kişilik, deyiş ve görünüşle ortaya çıkması, ruh derinliklerindeki depremin yüzeye vurmasının bir belirtisi olduğu kadar ve daha çok, bir gülün yavaş yavaş olgunlaşarak birden açılışında olduğu gibi, tabii gelişmesinin bir meyvesidir.

Şeriat nedir, tasavvuf nedir, nübüvvet ve velayet kavramlarının hakikati nedir, tasavvuf ile felsefenin kesin farklılığı nereden kaynaklanıyor gibi soruların cevabını net olarak Gazali düşüncesinde buluruz. Gazali böylece, medeniyet katına yükselmiş İslam düşüncesini, sapmalardan, materyalizm ya da sahte spritüalizm yönlerine kaymalardan kurtarıp yine asıl doğrultusuna, doğru yola (sırat-ı müstakime) oturttu. Öleyazan ilmi diriltti. Din ilimlerinin dirilişini gerçekleştirdi. İlim yolunu yeniledi, tazeledi. Düşünce alanında yeni bir zenginliğin tohumlarını saçtı tarih tarlasına. Adeta kıyamete kadar sürecek bir pay sahibi oldu kendinden sonraki bütün İslam düşüncesi gelişmelerinde...

İslam Milleti yine ruh ve zihin sağlığına kavuştu. Fakat galip ihtiyaç, zihin planında idi. Tasarruf da bilhassa o alanda oldu. İmam-ı Azam'ın kaideleştirdiği İslam hayatının düşünce formunu İmam-ı Gazali çizdi. İslam medeniyeti ilerleme ve gelişmesinin adeta sembol kafası oldu o...

Sezai Karakoç
(Mevlânâ, Diriliş Yayınları)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.