17 Mayıs 2017

İktidara eyvallahı olmamak, makama, mülke tamah etmemek

İsmet Özel
İktidara eyvallahı olmamak, makama, mülke tamah etmemek, zulme, haksızlığa karşı çıkmak… Güzel şey bunlar. Gerçek müminden, gerçek entelektüelden, gerçek şairden insan bunları bekler. Mesela kim sevmez zulme başkaldıran “eşkıya” tiplerini, Köroğlu’nu, İnce Memed’i, Batı’da Robin Hood’u… Halk böyledir, muhayyilesinde zulme başkaldıran kahramanlar yaratır, onlara destanlar yazar… İnsan, adalet arayışını böyle “başkaldırı” temalı eserlerde dile getiriyor. Meselâ, Nesimi’nin “Zerrece tamahım yoktur şu dünyanın varına/ Rızkımı veren Huda’dır kula minnet eylemem” mısraları müthiş değil mi? Eskilerin başkaldırısı böyle işte; denî ve fâni dünyaya sırt çevirmek… Tasavvufun özünde de bu anlayış yatıyor. Başkaldırı, isyan dediğin böyle olmalı. Bu manada en sevdiğim mısralar Baki’ninkiler. Bilirsiniz şiir, şöyle başlar:

“Fermân-ı aşka can ile var inkıyâdımuz
Hükm-i kazaya zerre kadar yok inadımuz”

Aşkın buyruğuna can ile boyun eğmek, kaderin hükmüne zerrece inat etmemek! İşte teslimiyet, işte iman!.. Bana göre Edward Said’in gerçek entelektüeli işte şu mısradadır: “Baş eğmezüz edâniye dünya-yı dûn içün”… Şu alçak dünya için alçaklara, alçaklıklara, zulme baş eğmeyiz. Gerçek entelektüel, güce değil sadece Hakk’a itaat eder. Gerçek şair de öyledir, tabii gerçek mümin de… Hele şu mısrada Baki, modern insanın da sorununu dile getirmiyor mu:

“Biz mütteka-yı zer-keş-i caha dayanmazuz”

Biz bu dünyanın altın işlemeli âsasına; yani iktidara dayanmayız, diyor. Modern dünyanın, günümüz Müslümanlarının en büyük sorunu bu işte: Paraya, güce, makama tamah etmek, hakikati, adaleti unutmak. Walter Benjamin’in dediği gibi “vitrin çağı”nda yaşıyoruz, göz alıcı vitrinlerle kuşatılmış durumdayız…

İsyan dedim de, bana göre çağdaş Türk şiirinde gerçek isyan şiirinin şairi İsmet Özel’dir.Üç Frenk Havası”nda bu “denî dünya”ya tutsak olmuş modern insanı şöyle tasvir eder: “şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin/ kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin”, “bozuk paraların”, “pahalı zevklerin”, “ucuz cesaretlerin” insanı… Kirlenmiştir bu insan. Turgut Uyar, “Ellerin nasıl olsa yıkılmış gitmiş para saymaktan” mısraıyla anlatıyor bu kirli modern insanı. Ne yapmalı, ne etmeli de bu “kir”den kurtulmalı? Turgut Uyar bizi derinden yaralayan acı bir çığlık atıyor:

“Ben koşarım aşağlara koşarım
Yıkanacak, boğulacak su bulsam”

Hâsılı, şu sefil dünyaya küfürler ve tekmeler savurmak değil başkaldırı edebiyatı. Böylesine ince, böylesine yüce ve naiftir bizim isyanımız. Ben, bu isyanı, -ki Nurettin Topçu bunu “insanı beşerî kanunların kuşatmasından, sınırlamalarından kurtararak ulûhiyete (Hakk’a) götürecek olan hamle”dir diye tanımlar- bu naif, ama yüce isyan şiirini en çok da, “ey kanıma çakıllar karıştıran isyan/ doğrusu seni toprağı eller gibi sevdim/ yaralarımı onduranımsın” diyen İsmet Özel’de bulurum. Meselâ “Mataramda Tuzlu Su”da… Bu şiirde Baki’nin isyanına eş bir isyan duyar ve derin bir ıstırapla okurum. Matarasında tuzlu su olan insan, şu modern dünyaya, kirli ilişkilere başkaldıran çağın "soylu vahşi”si, müminidir… Özel şiirde der ki; “Vahşetim/beni baygın meyvaların lezzetinden kopardı/ kendime dünyada bir/ acı kök tadı seçtim”… “Baygın meyvaların lezzetinden” kopup “acı kök tadı seçmek”, dünya nimetlerine sırt çevirmektir, güce, mala, mülke tamah etmeyip çileye talip olmak!.. Sonra, “Bir hayatı, ısmarlama bir hayatı bırakıyorum” mısraı da aynı manadadır.

İşte bizim isyan anlayışımız budur!..

Alaattin Karaca
(Karar, 15.05.2017)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.