22 Mayıs 2017

İstanbul’u sevenlerin İstanbul’u olmalıyız


Tarihte üçüncü bir Roma yoktur ve olmayacak. Bizans’ı birinci Roma’nın uzantısı Hıristiyan bir başkent olarak alabiliriz. Zaten adı ‘Nea Roma’ydı; sonra da Konstantinopolis’ti. Osmanlı İstanbul’u, son Müslüman Roma İmparatorluğu’nun başkentidir. Konstantiniyye, Darussaadet, Darulhilafet ve İstanbul diye de anılır. Slav dünyasının Tsarigrad’ı, yani Çar şehriyle, şehrin kurumlarıyla, tarz-ı idaresiyle de birbirine benzer. Eski Roma da buğdayını ve etini dışarıdan getirirdi. Bu beslenme mekanizmaları aynen İstanbul’da da devam etti. Osmanlı’nın buğdayı ve eti Dobruca’dan, süt mamulleri Kırım’dan, pirinci Mısır’dan, meyve ve sebzesi etraftan gelirdi. Şehrin asayişini Roma’da ‘praetor’, Bizans’ta ‘eparh’, bizde ‘kadı’ sağlardı. Üçü de hem hâkim hem belediye başkanı hem de asayişle görevli subayların büyük amiri ve denetleyicisidir. Tarihte en kozmopolit geçinen şehirler dahi bunlar kadar düzgün, uyumlu ve kaynaşık bir kozmopolitliğe sahip değildir. Burada her milletin sesi çıkardı ama bir tanesi yönetirdi. Galiba İtalya’daki Roma’yla buradaki Roma’nın yani İstanbul’un müşterek tarafı da buydu. Bir ana unsur vardı ama öbürleri onun vazgeçilmez parçası olarak bu şehirlerde yaşamaya devam etmiştir.

Bu tatlı tahlil, bu tarihi yorumlama, heyhat bugün şehrin haline baktıkça insanı tarumar eden manzaralarla ani bir balyoz yiyor. Aşırı yapılaşma, İstanbul’un her zaman için özgünlüğü olan küçük yeşil alanların yok olması, kargir ve ağacın kaynaması bugün artık yok. Bir gezi dönüşü iki genç işadamı “Roma güzel ama bakımsız kalmış, oraya gökdelenler yapsalar” gibi laflar ettiler. Galiba zihniyet farkı iki Roma arasında rahatlıkla görülüyor.

Boğaziçi’nde erguvanlardan bahsetmeye utanıyoruz. Mayıs ayında Boğaz’ın erguvanları, denir ki, “Burada bizim ceddimiz, bize göre bin misli çoklukla var” demek için görünürler. Aklı başında hiçbir insan artık yüzü kızarmadan Boğaz’ın erguvanlarıyla övünemiyor.

Biz birinci Roma’dan daha görkemli olan ikincisinin camilerini gölgelemek için çirkin gökdelenler yapıyoruz. Birinciden daha yeşil ve onun kırmızıları kadar uyumlu taş yapıları yok etmek için plastik medeniyetini getirdik. Lüzumsuz süslenen hatta neye yaradığı tartışılan Haliç köprüleri ve ‘kanatlı’ rıhtımlarla neyi berbat ettiğimizin farkında bile değiliz. Geçmişte Boğaz’ın kenarındaki yeni Roma’da nüfus bu kadar sorumsuz artmadı ve sorumsuz yaşamadı. O eski Roma’da yaşayan köleler bile kendileriyle anket yapsanız Roma’yı sevdiklerini söylerlerdi. Roma tarih ve edebiyatının kalıntıları bunu gösteriyor. Oysa bizde belediye anketlerinde bile halkın önemli çoğunluğu İstanbul’u sevmediğini söylüyor.


İstanbul hâlâ Akdeniz’in metropolü. Onun nüfusuna ve mazisine benzer bir başka metropole, Kahire’ye benzeyen bir kadersizliğe düşmemek için şehrimize iyi bakmalıyız.

Müteahhit hunharlığına karşı Roma’daki arkeoloji otoritesinin, kanunlarının benzeri uygulanmalı ve her şeyden evvel İstanbul’u sevenlerin İstanbul’u olmalıyız ki onun üstündeki her değişikliği gözleyelim ve tedbir alalım.

İlber Ortaylı
(Hürriyet, 21.05.2017)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.