23 Mayıs 2017

“Kapı açıktır, giriniz; malı mübahtır, yiyiniz.”


Taşra, bir kalıba yerleştiremediği insanı farklı türlerde işaretler, ancak ona bir sığınma alanı da sağlar. Hizaya getirmenin başka bir yoludur bu; düzen böyle korunur. Kalp bazen bir adım öne geçer ve düşkünü muhabbetiyle sarar; Mustafa KutluKapıları Açmak”ta anlatmıştı.

Mahalleden site yaşantılarına yönelen şehrin düşkünleri nerelere sığınıyor acaba? Kurumlar çalışkan olsa da hantal, şehrin dehlizleri ise ürpertici. Derviş Zaim’in kahramanı Mahzun, zaman zaman sığındığı Rumelihisarı’nın restorasyon geçirirken elinden alındığını gördü bir gün. İçeriye tavus kuşları yerleştiriliyordu ve girmek için bilet alması gerekiyordu. Doku, böyle de bozuluyor.

Güvenlik”, küreselleşme kültürünün vaadiydi bize, yenilik ve tüketimle birlikte. İnsanlar türdeşleriyle sitelere çekilirken toplum, kendisine çeki düzen vermesini sağlayacak aykırı seslerin uyarılarıyla birlikte çeşitli zenginliklerini yitiriyor. Mahallenin ve labirent sokakların ortadan kalkmasıyla önemli bir istişare ve uzlaşma dilini geliştirme ortamından yoksunlaşıyoruz.

Elbette şehir değişirken raylı sistemle evlerine kapalı yaşamalarına alışılmış engellilerin sokağa çıkmasını sağladı; bu çok kıymetli bir gelişme. Asansöre dayalı inşa, yanı sıra getirdiği sorunlara karşılık, kamusal mekanlarda engellilere katılım kapılarını açtı. Engelli şair Erdal Yalçın’ın şiir toplantılarına, fuarlara katılıp da gece yarısı evine dönebilmesi, metro ve Marmaray bağlantısı olmaksızın düşünülemezdi. Çocuğu engelli nice anne-baba metro ulaşımına güvenerek apartman zindanlarının duvarlarını aşma cesareti kazandı geçen yıllar içinde. Bir tarafta oluşan tahribatı konuşmaya fırsat bırakmayacak kadar hızla değişiyor metropolün sahneleri. Sağlam değerleri yitirmeden yeni imkanlar oluşturmaya gücü yetmediğinde ise medeniyet sadece içli hatıralar sahnesi veya umut veren bir ideal olarak konuşulmakla kalıyor.

Semt ahalisi için cami avlusu ibadet saatleri akışında bir muhabbet ortamı sağlıyor. Köylü, şehirli, yabancı; birlikte süzme yoğurdun ömrünü uzatan şartlardan söz ediyorlar. Topal Muhtar sibyan mektebi hatıralarını anlatıyor, yoğurt bidonlarıyla yayladan gelen Ayşe Hanım üniversitede okuttuğu evlatlarını… Az ötede, İmaret Camii’ne bağlı türbenin kubbesinde bir leylek yuvası var; acaba kaç yıldır orada? İmaret’in (reprodüksiyon olan) kapısında şöyle bir yazı yer alıyor: “Kapı açıktır, giriniz; malı mübahtır, yiyiniz.

Metropol şartları altında düşündüğümüzde “delice” görünüyor bu söz. Parası olan girilmesi için şifrelere tabi olunun sitelere kaçıyor.

Akıllı şehirler” ısmarlanıyor şimdi de, ortaya çıkan problemler yüzünden. Kimin aklı, nasıl bir akıl… Altı asırlık Muş Ulu Camii’ni sitelerin gölgesinde kaybeden bir şehrin kendine özgü aklı nasıl başında kalabilir? Böylesine yıkıcı bir aklın hakim olduğu şehirde kim kapısını açık bırakabilir kolaylıkla ve kim hangi güvenle, bulduğu açık kapıdan tereddüt etmeden girebilir…

Cihan Aktaş

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.