15 Mayıs 2017

Kent psikolojisi, halkı “kibarca” insanlıktan uzaklaştırmaktadır


Klostrofobik mekanlar, “cinayeti görmezden gelmeye” sebep olur. Roma-Bizans-Osmanlı mirasına beşiklik etmiş İstanbul’da cinayetin en fazla işlendiği yerler zaman geçtikçe klostrofobik meydanlara dönüşmüştür. İstiklal Caddesi ve Üsküdar sahili bu meydanların günümüzdeki en belirgin örnekleridir. Yürüyüp geçerken yaşadığımız modernizmi kabul etmişlik, “modern kentin çelişki ve belirsizlikleriyle uzlaşmak” anlamına gelir. İstanbul ve Ankara gibi (Bursa ve İzmir de eklenebilir) modern metropollerde ise “yabancılaşma ve yönünü yitirme duyguları” zirvededir. Kevin Robins her ne kadar bu duygunun ötekilerle karşılaşmaya ve dayanışma için yeni olasılıklar sunmaya elverişli olduğunu söylese de devasa bir çorba olan (bu çorbanın aşılmaz bir kazanı olduğu da düşünülürse: işte klostrofobi) kentler için böyle iyimser yorumlar yapmak ancak ve ancak yöneticilerin işine gelir. Yönetici sınıfı, kenti şehir kılmaya yönelik her düşünceyi romantik, nostaljik, oyalanma olarak görür. Bir taraftan da Yahya Kemal’den, Necip Fazıl’dan şehir şiirleri okur durur…

Hayatta kalmak, hayata tutunmak, varlığı hakkıyla sürdürebilmek için insanî şartlar gerekmektedir. Kent psikolojisi, sunduğu çok iyimser ve aşırı klostrofobik iklimle, rüzgârı egemen düşüncelerin ve hâkim sınıfların sırtlarına doğru üflemekte, halkı “kibarca” insanlıktan uzaklaştırmaktadır. Netice itibariyle toplum aşksız ve öfkeli olmaktadır.

Yağız Gönüler
(Sosyalbilimler.org, 14.05.2017)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.