31 Mayıs 2017

Koca Mustâpaşa ve insanları


Koca Mustâpaşa, sokakları, evleri, bahçeleri, mescidleri ve diğer yapıları ile eski bir İstanbul semti idi. İlk bakışta buradaki mekânlar ve insanlar başka semtlerde de izlenebilen olağan bir hayatın içinde gibi görünürlerdi. Hâlbuki burada biraz vakit geçirilip bazı davranışlar ve biçimler gözlemlendiğinde ve bunlar ihtiyarımızda olmayan bir temayül ile tahlil edildiğinde bu semtte bir başka sükûnun hâkim olduğu, farklı bir nefhanın gizlide gizliye fısıldadığı anlaşılırdı. Bu başkalık, hayatın şu yaşadığımız maddi çerçeve ile sınırlı olmadığının, bunun ötesinde de en azından bu hayat kadar gerçek bir hayatın var olduğunun iç dünyamızın derinliklerinde hissedilmesi ile başlardı.

Eski insanımız, içinde yaşadığı dünya hayatını ve ölümden sonra yaşayacağına inandığı ahiret hayatını, bu iki âlemi bir görmüş, bu birliğe iman etmiş ve bunu bütün hayatına aksettirmişti. Bu akis, dünya ile ahiretin bu bütünlüğü Koca Mustâpaşa'da mekâna da yansımıştı, orada dirilerle Allah'a gidenler arasındaki mesafe, birçoklarınca aşılmaz gibi görünen bu uzaklık ortadan kalkmış idi. Bu beraberlik, semtin mânevî havasını fetihten beri geçen beş yüz sene zarfında daima açık ve berrak tutmuştu.

Koca Mustâpaşa'nın insanı "Ölmeden evvel ölünüz" sırrına ermiş ve bu düsturu hayatına nakşetmişti. Ölümle karşılacağı o bilinmez vakti, hep şimdi bu dem bilmiş ve bu dünya ile olan alakasını bu bilince göre düzenlemişti. Her an yola çıkmaya hazır bir seyyah gibi "Haydi gidiyorsun" nidasını işitince huzur ve itminan-ı kalb ile bu dâvete hemen icabet edebilecek bir tarzda yaşıyordu. Koca Mustâpaşa ve ona benzeyen diğer semtlerimizde mânevî çerçeveyi hep berrak tutan, işte bu hâlet idi.

Sadettin Ökten
(Yahya Kemal'in Rüzgârıyla Düşünceler ve Duyuşlar, sf. 54-55)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.