22 Mayıs 2017

Şairlik bir maharet ve netice itibariyle bir hokkabazlık işi mi?


Türk şiirini ister Avrupaî Türkçülük araştırmalarının rüzgârına kapılarak Hoca Ahmet Yesevî’den, isterseniz sizin ruhunuzda Türk lisanı ve Türk toprakları kavramlarına muhteva kazandırma isteği ağır bastığı ve bu sebeple şarkiyatçılık desisesine darbe vurmağa hazırlandığınız için Yunus Emre’den başlatın elinize Türk’e mahsus gerçekler üzerine bina edilmiş bir şiirin geçmesi imkânsızdır. Garipliği görün: Her şeyini şiire borçlu bir milletin kendine mahsus gerçekler üzerine bina edilmiş şiiri yok. Bu şiirin doğmasına açılan imkân kapısının aralanışı Hıristiyan takviminin 1963’üncü yılında, benim ilk şiirimi neşrettiğim tarihe rastlar.

Şairlik bir maharet ve netice itibariyle bir hokkabazlık işi mi? Dünyanın hiçbir yerinde şair bir usta değildir. Çünkü şiir ortaya kendi dışından gösterilebilir bir malzemenin çok iyi kullanımı sebebiyle çıkmaz. Şairin dille münasebeti ressamın renklerle, çizgilerle, ışıklar ve gölgelerle münasebetine veya bestecinin seslerle, eslerle, tempo, ritim, ahenk bağlarıyla münasebetine benzemez. Ressam ve besteci eserini ortaya koymak üzere işinin başına geçer. Şair ise eserinin eseri olma tuhaflığı içine daldığından ötürü kendi başına hiç mecbur olmadığı bir iş açar. Şairin başına açtığı iş mensubiyetinin ve aidiyetinin gereğini aramaktan başka bir şey değildir. Dünyanın her köşesinde şairin tek boyun eğdiği şey kendi özüne duyduğu saygı olmuştur.

Benim payıma ne düştü öz saygısından? Beethoven’in gözleriyle işittiğini ben kulaklarımla görebildim mi? Aslına bakarsanız bu sual münasebetiyle hazırlanabilecek doğru cevap benim sanat sahasında çekmek mecburiyeti altında bırakıldığım numaranın iç yüzünü ifşa eder. Aslına bakmak! Aslın bir mânâ taşıdığını, mânânın tamamını aslın ifade ettiğini kabul kimin işine geliyor? Türkeli’nde kimsenin işine gelmiyor bu. Gelseydi Türk milletine mensubiyet çoktan Türk milletine aidiyet şekline çevrilmiş olacaktı. Kâfirlerin necasetini fark etmemek İslâm’dan İman’a geçisin kazancını feda etmektir. Küfre bir anlam yükleme gücünden mahrum kalarak, necasetin neye taalluk ettiğine akıl erdiremeden hiç kimse şirkten arınamaz.

Hayatını Türk’e mahsus gerçeklere istinaden şekillendirmenin ne geçmişte herhangi bir dünyevî getirisi oldu, ne halen bu şekillendirme dünyevi rahatlığa imkân sağlıyor ve ne de gelecekte sağlama vaadinde bulunuyor. Türklük tarihte can taşıdıysa serapa uhrevi kazanç alanına dönük haslet oluşuyla can taşımıştı. Türklüğün yokluk alanına sürgün edileceği ihtimali her türlü hesabın haricinde tutulmasaydı bu günkü aymazlık tepkisini de beraberinde getirirdi.

İsmet Özel
(İstiklâl Marşı Derneği, 10 Mayıs 2017)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.