09 Mayıs 2017

Şu insan nasıl da muzip bir varlık!


Dünyevi bir zafer peşinde olmayanların bir gün dünyayı paylaşmak zorunda kalmaları tahmin edeceğin gibi başlangıçta biraz acemicedir. Mesela bir edebiyat adamı şöhret olmuştur ama salondaki dinleyicilerine inandırıcı bir ses tonuyla şöhretin afet olduğunu söylemektedir; bir iş adamı, zaferden aldığı büyük payı yemekli bir toplantıda dostlarıyla paylaşırken birden aşka gelip eski güzel günleri hatırlatmaktadır; kabiliyetleri kuşkulu bir bürokrat, istatistiğin kurallarını zorlayan yeni bir gelecek tablosu çıkarmaktadır. Bunlar elbette hoş görülebilir hallerdir ve sınıf atlamanın eşiğindeyken geçmişe el sallamak insanların eski bir âdetidir. Zaten yıkım da bütün bu adetler yerine getirildikten sonra işbaşı yapar. Pek çok mücadeleyle elde edilmiş olan yeni hayat, artık pek çok mücadeleyle korunması gereken bir mevki haline gelmiştir. Bundan böyle her türden mağduriyetin yaşandığı o aşağı yurda dönmemek için bütün yollar denenecektir. Ama hâlâ aşağı yurtta birileri ikamet etmektedir ve birilerinin ikna edilmesi için yeni bir gelecek planına ihtiyaç vardır. Birinci vagona binmiş olanların ikinci vagondakilere yolun kutsallığı noktasındaki telkinleri muhtemelen tazelenmiş bir ikna yöntemidir…

Üzülerek söyleyelim ki yol hakkında bir kez daha mutabakata varılmış olsa bile vagon artık tek değildir ya da bir zamanlar olduğu gibi bütün kardeşler aynı vagonda yolculuk yapmamaktadır. Bazı kalemler, bazı bürokratlar, bazı siyaset adamları, bazı şöhret arzuluları birinci mevkiye yerleşmişlerdir ve onların bundan böyle bir vazifeleri de kapasitesi sınırlı bu mevkii daimi kılacak yeni söylemler inşa etmektir. İşte yıkım tam da bu sahici olmayan ama sahicilik süsü verilen birinci mevki söylemlerinin içine saklanır. Biri kardeşlikten bahsetmektedir ama bahsettiği kardeşlik mağdurların elbirliğiyle bir işin müşkülünü ortadan kaldırmaya işaret etmez; bir başkası dış düşmanlara karşı hep teyakkuzda olmamız konusunda bizi uyarmaktadır ama aslında bu uyarı, ikinci vagondakilerin dikkatini birinci vagondan uzak tutmak için yapılmaktadır. Eski günlerden devşirilerek sahicilik süsü verilmiş bu yeni dilin kimi zaman kara mizahın sınırlarını zorladığına da tanık oluruz. Bütün enerjisini varsıllık için harcayan birileri, şu fani dünyada “hiç” ya da “yok” olmaktan bahsedebilmektedir mesela; mesela bir başkası milyonlarca izleyicisine, ipeksi ses tonuyla, bir derviş gibi yaşamanın güzelliğini anlatmaktadır. Şu insan nasıl da muzip bir varlık!

Ali Ayçil
(Gerçek Hayat, 08.05.2017)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.