08 Mayıs 2017

Tarihimizin az bilinen tarafına nüfuz eden kitap

Sultanın Casusları beş ana bölümden oluşuyor: “İki İmparatorluk Bir Deniz: Bahr-i Sefid’de Osmanlı-Habsburg Mücadelesi”, “Osmanlı Casusları ve İstihbarat Operasyonları”, “Osmanlı İstihbaratının Kaynakları”, “On Altıncı Yüzyılda Osmanlı İstihbaratının Kurumsal Yapısı” ve “Osmanlı Karşı İstihbaratı: Kontrespiyonaj”.

Eserin ikinci bölümünde, Osmanlı istihbaratının Avrupa’da gerçekleştirdiği, sinema filmlerine konu olacak kadar tehlikeli operasyonlar anlatılıyor. Bu operasyonların kahramanları olan casuslar ne gibi özelliklere sahiplerdi? Haber alma, suikast, rüşvet ajitasyon gibi operasyonlarda hangi metotları kullanıyorlardı? Bu soruların cevaplarını arayan Gürkan, casus olarak özellikle mühtedilerin kullanıldığına işaret ediyor. Mesela Cağaloğlu semtine ismini veren Cigalazade Yusuf Sinan Paşa... Cenovalı bir mühtedi olan bu paşanın şaşırtıcı hayatını öğrenmek isteyenler, Sultanın Casusları’nı mutlaka okumalıdırlar.

Peki, Osmanlılar istihbaratta başarılı mıydı? Gürkan, dördüncü bölümünün sonunda “Osmanlı İstihbaratının Performansı” başlığı altında bu soruya da cevap arıyor.

Macar tarihçi Gabor Agoston, Osmanlı büyük stratejisi hakkında yazdığı makalede, Osmanlıların mânâlı bir strateji ve uygulanabilir bir dış politika için gerekli istihbarat kaynaklarına sahip olduğunu göstermiş, ancak bu istihbaratın performansını incelememiştir. Gürkan’a göre, Osmanlı istihbaratı başarılıydı, karar mevkiinde olanlar, Avrupa’da cereyan eden birçok olayı, İstanbul’daki yabancı elçilerden bile önce öğrenerek gerekli tedbirleri alıyor, ayrıca elde edilen bilgileri sıkı bir analize tabi tutarak bir bağlama oturtuyor, bazı bilgileri düzeltiyor, reddediyor veya daha sağlam bir analiz yapabilmek için ekstra bilgi talep ediyor; kısacası, güvenilir bilgiyi yanlış bilgi ve duyumlardan kolayca ayırabiliyorlardı.

Casus kullanmada ve bilgileri analiz etmede ustalaşmış Rüstem Paşa, Sokullu Mehmed Paşa, Koca Sinan Paşa ve Uluç Ali (Kılıç Ali Paşa) gibi isimleri de zikreden Gürkan’ın vurguladığı bir hususa daha değinmek isterim: Osmanlı istihbaratı hiç şüphesiz kurumsal bir yapıya, yani merkezî bir istihbarat teşkilatına dayanmıyordu. Avrupa’da da erken dönemlerde istihbaratta kurumlaşma çabalarının genellikle hayal kırıklığıyla sonuçlanacak, bugün anladığımız mânâda merkezî haberalma teşkilatları 19. yüzyılda modern devletlere has kurumlar olarak ortayla çıkacaktır.

Sultanın Casusları, akademik bir eserden umulmayacak kadar rahat okunan ve okuyucusunu istihbaratın esrarlı dünyasında heyecandan heyecana sürükleyen bir kitap... Bu kitabın ne kadar önemli ve ne kadar büyük bir emek mahsulü olduğunu anlamak için olağanüstü zenginlikteki bibliyografyasına bakmak bile yeter. Tarihimizin az bilinen bir tarafına nüfuz etmek isteyen okuyucularıma Emrah Safa Gürkan’ın eserini hararetle tavsiye ederim.

Beşir Ayvazoğlu
(Karar, 07.05.2017)

Emrah Safa Gürkan, Sultanın Casusları: 16. Yüzyılda İstihbarat, Sabotaj ve Rüşvet Ağları
Kronik Kitap, 336 Sayfa, 24 TL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.