15 Mayıs 2017

Tövbe kapısı ve rehabilite yerleri idi dergâhlar


Almanya'da teknoloji sektöründe üst düzey bir pozisyonda görev alan ve rahat bir hayat yaşayan 38 yaşındaki Cengiz adındaki Türk asıllı bir Alman vatandaşı uyuşturucu batağına düşmüş. Kokain bağımlısı olmuş, intiharın eşiğine kadar gelmiş. Fakat bu bağımlılığından kurtulmak için Tayland'daki Budist tapınaklarına gitmeye karar vermiş. Bangkok'un 140 kilometre kuzeyindeki Wat Thamkrabok'taki manastıra gelmiş. Reuters'a konuşan Cengiz, “Burası resmen hayatımı değiştirdi. İşim çok stresliydi ve yüksek performans talep eden Batı toplumunda bir köleydim” der. Manastıra ilk olarak 14 yıl önce gelen Cengiz daha sonra sık sık gelir. Bu yolda ilerleyerek uyuşturucu belasından kurtulan bizim Cengiz sonunda Atalo adını alarak bir Budist Rahibi olur. Bu merkezde 1959'dan beri on binlerce insanın rehabilite olduğunu anlatan Atalo kendi deneyimini kitaplaştırmak istediğini de söyler. Hangi yöntemlerle ve nasıl tedavi ettiklerini yazacağı kitapta anlatacağını söyleyen Cengiz şimdi o manastırda bir Budist rahibi olarak yaşıyor. Haber bu kadar..

Umarım bu haberi, diyanet camiası, ilahiyat camiası, yüzlerce vakıf, dernek ve sivil toplum kuruluşları da okumuşlardır. Aynı zamanda laik kesimimizin benzer kuruluşları da okumuşlardır ümit ediyorum. Bu iki kesimin de yorumlarını merak ediyorum. Bir Türk vatandaşının, maneviyat arayışını İslam dışı bir oluşumda arıyor olmasını acaba ne ile izah edebilirler?. Benim dinimin tabir caizse manastırları mesabesinde olan tekkeleri ve dergâhları bu iki kesimin ortak çabaları ile tukaka edildi, dışlandı, kapatıldı. Hatta kendilerini savunma hakkı dahi tanınmadı.

Bütün baskı ve zorluklara rağmen Adıyaman'da böylesi bir hizmeti sürdürmeğe gayret eden bir seyyid vardı. Kitleler halinde alkolizm mübtelası insanlar o zatı ziyarete giderlerdi. İstanbul, Aksaray'dan sırf bunun için otobüsler kalkardı. Hatta son kez içelim diyerek otobüse kasalarla alkol depolar, yol boyu içe içe gider oraya hepsi kör kötük sarhoş olarak inerlerdi. Oradaki zikir seansından sonra tövbe etmiş ve alkolü bırakmış pek çok kişi tanıyorum. Peki biz ne yaptık bu kişileri. Benzer bir faaliyette bulunan Amerikalı bir Şeyh Ragıb Baba (Roger Frager) bu hizmetinden dolayı Kaliforniya bölge valisi ve FBI sorumlusu tarafından plaket ile ödüllendirildiğini anlatmıştı. Uyuşturucu müptelası insanları rehabilite edip yeniden topluma kazandırıyorsunuz sizi tebrik ederiz demişler kendisine. Biz ise Adıyaman'daki bu zatı eline kelepçe bağladık ve sürgünde öldürdük.

Sadece alkol müptelaları için değil toplumdan her kesimden insanın tövbe kapısı ve rehabilite yerleri idi dergâhlar. Kimse melek değil. Hayatın bir cilvesi olarak cinayet, hırsızlık, cinsel suçlar işlemiş insanların bazıları pişman olmaktadırlar. Onlara yeni bir hayat hakkı, hayatlarında yeni bir sayfa açmalarına da imkan verilmesi gerekiyordu. Gelenekte böylesi yüzlerce şaki insan dergâhlara sığındılar ve tedavi oldular. Hatta yol kesen bir eşkıya olan Fudayl b. İyad gibilerini büyük bir veli haline yine bu yapı getirdi. Tasavvuf kültürü modern insana bir iltica alanı sunabilseydi bir Türk çocuğu Cengiz belki de Atalo olmazdı.

Bu ülkenin maneviyat karşıtı iki akımına, Selefistler ile Sekülaristlere ithaf olunur…

Mahmud Erol Kılıç

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.