23 Mayıs 2017

Türkçenin sıkıntısı abartılı bir şekilde muhafazakârlaşmasıdır


Dil hem annemiz hem de çocuğumuz gibidir. Annemiz gibidir, çünkü biz sözcükler tarafından büyütülür, onlarla dünyayı kavrar, onlarla gurbete çıkar, onlarla göğe açılır, onlarla yeryüzünü dolaşırız. Bütün acılarımız ve sevinçlerimiz dil denen beşiğin içinde yaşanır. Bu ömürlük bir beşiktir. Ondan düşünce, dünyadan da düşmüş oluruz. Ama dil bazen de korumaya aldığımız çocuğumuz olur; hayalperest devrimciler, zayıf bir dönemimizde günlük hayatımıza sokulan başka kültürler ya da yerel ağızlarımız dilin ayarını bir miktar bozar. Böyle zamanlarda “dil bilinci” önemlidir. Ve fakat bir de hayatın olağan akışı var; zaman değişir, gençlik değişir, eğilimler değişir, hülasa dünya sadece burada değil her yerde eskilerin hiç de hazzetmeyeceği bir çabuklukla gömlek değiştirir. Bu değişiklikler hep yeni bir dile, yeni sözcüklere hatta sözcükleri eğip bükmeye muhtaçtır. Beşiktaş-Üsküdar arasında çalışan motorlardan birinde, bir akşam karşıya geçerken, gençlerin dille oynadıkları o tatlı oyuna tanık olursunuz mesela: “Ya” derken sözcük uzar “yaaaaaaaaa” olur; “olmaz” derken sözcük uzar “olmaaaaaaazz” olur; “böyle” derken de sözcük “bööööyle” uzar ve sonunda kötü bir “şey” olmaz. Hatta insan onları dinlerken kimi zaman, dili rahat bırakmak gerektiğini bile düşünmeden edemez…

Bir kriz düzeyinde olmasa bile Türkçenin yeni sıkıntısı batılı sözcüklerin istilası değil, “abartılı bir şekilde” muhafazakârlaşmasıdır. Bunun biraz da zamanın ruhu gereği olduğunu biliyoruz. Ama zamanın ruhu dili muhafazakârlaştırıyorsa, yani dil geçmişe dönük işlemeye başlıyorsa, zihin de geçmişe dönük işlemeye başlar. Geçmişte çok mezarlıklar, olup bitmiş harpler, övünülecek hikâyeler vardır. Bu masalsılık bizi bir müddet avutur da. Ama öyle bir an gelir ki birden geleceğin duvarına çarparız. Dil buna hazır olmadığı için, bu çarpmaya bir süre mana veremez. Sonra 150 yıldır tecrübe ettiğimiz bildik düzen yeniden hükmünü yürütür ve geleceğe yetişmek için başkalarının dilini alıp kullanmaya mecbur hale geliriz. Aslında gelecek, geleceğe bir dil hazırlığıdır; dil geçmişe, akıl geleceğe doğru işlemez. Hülasa: Dili “zamanın ruhu” gereği doğuya, batıya ya da ileriye doğru zorlamak ne kadar sıkıntılıysa, geriye doğru zorlamak da o kadar sıkıntılıdır. Ve bir hatırlatma, sular ve diller sonunda mutlaka yataklarına geri dönerler. Yeter ki kuruyup gitmesinler.

Ali Ayçil

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.